Küresel Politika-1

 

KÜRESEL POLİTİKA-1

Bu yazı dizimiz de 20. Yüzyılın sonunda ulusal bir çizgiden çıkıp küresel bir köye dönüşmemizin hikâyesini anlatacağız. Artık dünya üzerinde ulus devletin dışında neler oluyor bakmadan edemiyoruz bizi BBC ne kadar ilgilendiriyorsa CCTV de o kadar ilgilendiriyor. Peki dünya devletine doğru mu ilerliyoruz? Sınırlar önemini yitiriyor mu? Küreselleşme bize barışı mı yoksa anarşiyi mi getirecek? Dünya sistemini çözebilecek miyiz?

Siyasetin küresel olduğu gerçeği en az siyaset kavramının kendisi kadar eskidir. Eski yunan da site devletlerinin kendi aralarında çatışmasına kadar götürebiliriz. Fakat 16. ve 17. Yüzyıllarda Avrupa da muktedir devletlerin ortaya çıkmasına kadar çokta ön planda tutulmamıştı. Avrupa da otuz yıl savaşlarının sonucunda olan göçler, 1895 ABD-İspanya savaşı, Japonların Rusları mağlup edişi ve Avrupa’nın emperyalizminin Afrika topraklarına ulaşması küresel politikaları vazgeçilmez kılmıştı.

Yani bu kalıpların tüm yer küreye yayılmış olması özelliklede dünya savaşları ve soğuk savaşla birlikte siyasetin parametrelerinin değiştiği ve yeni bir kabulle iç politika ve dış politika olarak konveksiyonel olarak ayrıldığı konuşulur hale gelmiştir.

Bu gelişmeleri daha iyi analiz edebilmek için İdealizm, Realizm, Plüralizm ve Marksizm okullarının görüşlerinden yararlanacağız.

İdealizm:

İdealizmi idealizm yapan şey aslında ahlak ile aklın perspektifinden yararlanılarak uluslararası siyaseti tanımlamasıdır. Kant’a göre akıl ile ahlak birleşerek bir savaşın olmasını engelleyecektir. Buna uyulması durumunda insanlığın geleceği barış ve huzur dolu olacaktır.

İdealizm insan ilişkilerinin sadece ulusal prensiplere göre değil aynı zamanda evrensel prensiplere göre de düzenlenmesini savunur. Bu da insan ilişkilerinin genelde işbirliği ile yürütüldüğü inancını taşır. Yani temelde savaşın kimseye yarar sağlamadığı bizim karşılıklı bağlanmamız gerektiği anlatılmıştır. Wilson’a göre 1. Dünya savaşı çok uluslu imparatorlukların militarist ve yayılmacı politikaları sonucu ortaya çıkmıştır. Wilson savaşın çözümünü ortak çıkarlarla işbirliği yapmaktır. İşgal ve yağma hedefinden arınmış devletlerden oluşan bir ulus devletler bütünü kurmamız gerektiğinden bahsetmiştir.

Realizm okulunun elinde yıllarca ezilen ve dalga geçilen idealizm, 1970’lerde ABD başkanı Carter’ın ABD’nin dış politikalarında özelliklede askeri ve ekonomik yardım politikalarında yardım edeceği devletlerin insan hakları karnelerine bakması 20. Yüzyılda bir neo-idealizmin yükselişi demekti. Aynı zamanda 1980’lerde bir Rus liderin ‘’ İnsanların hayatları komünist ideolojiden daha önemlidir’’ sözleri ve bir ‘’Avrupa evinden’’ bahsediliyor olması idealizmin yükselişine hız kazandırmıştır.

En temelde bir nükleer yok oluş ihtimali ve bu ihtimalin getirmiş olduğu korku, idealizme ivme veren en değerli olgudur. Pasifizim yüceltilerek her türlü savaşın zararlı olduğu ön plana çıkartılmıştır. Neo-idealizm bu dönemde Avusturalyalı düşünür John Barton’un küresel bir dünya olması gerektiği ve eski ulus-devlet anlayışının modasının geçtiği teorisini destekler. Barton’ın karşılık yapı dediği ve bunu bir örümcek ağı ile imaje ettiği kompleks bir yapı vurgulanır. Bu noktada geçmişteki güç siyaseti yerini artık bir işbirlikçi siyasete bırakmıştır.

Kaynakça: Siyaset- Andrew Heywood- Adres Yayınları

İkinci yazı: Küresel Politika 2

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s