Küresel Politika-2

 

Küresel Politika-2

Küresel politika yazı serisinin birinci yazısında küreselleşen dünya ve idealizmden bahsetmiştik ikinci yazısında ise realizm yaklaşımından bahsedeceğiz.

Realizm

En eski geleneklerden biri olan realizm yaklaşımı eski Çinli düşünür Sun Tzu’nun savaş sanatı eserinde  karşımıza çıkar. Geleneksel teorinin diğer iki ismi de Thomas Hobbes  ve Machiavellidir.

Realizm, ivmesini Birinci ve İkinci dünya savaşları sırasında kazanmıştır. İdealizmin karşılıklı ahlak anlayışını imkânsız ve ahmakça bulan realizm buna karşılık karşılıklı güç ilkesini savunmaktadır. Realizmin ana teorisini oluşturan düşünce devlet dünya siyasetinde başrol oynuyor oluşu ve sahip olduğu egemenliği sayesinde otonom bir varlık oluyor olmasından kaynaklanmaktadır. Özelikle milliyetçiliğin gelişip devletin ulus-devlet halini alması ve bu sebeple devletin bütüncül bir siyasal varlık haline gelmesi diğer tüm bağlılıkların ulusa olan bağlılığın altında kalması bunu körükleyen temel sebeplerdendir.

H.E.Carr ve Hans Morgethau idealizmin doğal uzlaşmacı yaklaşımına çok eleştiri getirmişlerdir. Özellikle Carr’ın iki dünya savaşı arasında ki idealist politikaların, uluslararası hukuka duyulan safça inancın Almanya’da ortaya çıkan otoriter ve hastalıklı sistemin görülüp önlem alınmasını engellediğini savunmuştur. Realistlerde devletten daha üstün bir güç olamadığı için dünya sisteminde devletlerarası bir ‘’doğa hali’’ olduğundan bahsederler. Fakat bu doğa halinde eşgüdüm ve uyum değil kaos ve anarşi vardır. Bu durumda her ulus-devletin ideali kendi ulusal varlığını korumak ve bunu içinde kendi ulusal politikalarına yönelmek olacaktır. Realistlerin uluslararası sistemde gücün rolüne verdikleri önem ve bu gücü askeri silahlı birlik olarak tanımlamalarının temel sebebi budur. Fakat onların doğa halinde her zaman savaş ve anarşi yoktur. Güç dengesi denen bir durum da mevcuttur. Yani ‘’Attığım taş kurbağaya değer mi?’’ düşüncesi. Eğer devletlerin güçleri birbirlerini dengeleyebilirse uzun süreli barış ve uluslararası istikrar meydana gelecektir. Bu tip bir siyasal sistemde güç dengesi bozulursa savaş en muhtemel sonuçtur.

Realistler güç kaynaklarının devletlerarasında eşit dağıtılmamasından kaynaklı normal bir doğa halinin olmadığını kabul ederler. Onların sistemlerinde pastadan büyük dilimi kapmış great power yani büyük güçler vardır. Bu devletler hiyerarşisi, uluslararası sisteme bir düzen empoze etmiştir.  Bu düzen büyük güçlerin onlara tabi olan diğer devletlere bazen doğrudan bazen dolaylı bir şekilde müdahalesi olarak ifade bulmuştur.

Neo-realizm ise 1980’lerde Wartz tarafından geliştirilmiştir. Temelde güç siyaseti gövdesinden ayrılmasa da olayların, devletlerin bireysel kararlarından çok sistemin işleyişinden kaynaklandığını iddia etmiştir.

Aynı zamanda realizm çok eleştiri alan bir yaklaşımdır özellikle emperyalist ve savaşçı devletlerin insanları nükleer bir kıyımın eşiğine getirmesini meşrulaştırmakla itham edilmiştir. Bir diğer eleştiri de savaş ve güç hırsıyla hareket eden erkek siyasetçilerin dünya çapında hâkimiyet kurmasının bir yansıması olarak gören feminist teorisyenler tarafından getirilmektedir. Realizmin 20. Yüzyılda gelişen dış etkenleri ihmal ederek sadece devlete odaklanması klasik realizmi zayıflatmış ve yerini neo-realizme bırakmasına neden olmuştur.

Kaynak: Siyaset – Andrew Heywood – Adres Yayınları

Üçüncü yazı: Küresel Politika 3

Küresel Politika-2” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: Küresel Politika-1 | Politika Okulu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s