Kitle İletişim Silahları

Kitle İletişim Silahları

Hepimiz ‘’Wag the Dog’’ filmini biliriz. Başkanın adamlarının çıkardığı bir savaş ve kazanılan seçimler anlatılır. Peki, savaşı gören oldu mu? Hayır! Bu yazımızda günümüzde kitle iletişim araçlarının insanlar üzerinde nasıl kullanıldığı ve siyasi anlamda iletişimin ne olduğunu anlamaya çalışacağız.

Kitle iletişim araçları 19.Yüzyıl’ın sonlarında insanlarda okuryazar oranında ki artışla popülerlik kazanmıştır. Özellikle teknolojik ilerleme ile medya siyaset arenasında çok daha etkin bir yere geldi. Bu ilerlemenin sonucu ilk olarak insanların siyasi çizgisinin belirleyen aile ve sınıf gibi birincil sosyalleşme kaynaklarının geri plana itilmesinin sağladı. Örneğin klasik dönemde çocukluğunun son dönemi ve gençliğinde insanlar, ailelerinin veya çevrelerinin görüşlerinde fazla radikal bir şekilde ayrılmazdı fakat modern çağda bunun çokça rastlanan bir olay olduğunu görebiliyoruz. Artık insanlar siyaseti daha çok kendi çıkarlarına uygum biçimde kullanmayı seçtiler ve bu noktada medya siyasi tercihler hakkındaki bilgiyi ulaştıran başlıca mekanizmaların en çok kullanılanı halini aldı.

İkinci olarak 1950’lerden bu yana bir televizyon izleyicisi kitlesinin meydana çıkması ve televizyon kültüründeki çeşitlenme kitle iletişim araçlarının artık insanların günlük yaşamlarına girdiğinin göstergesiydi. Bu durum halkın kitle iletişim araçları ile daha fazla muhatap olmasına yol açtı mesela insanlar siyasi toplantılar yerine televizyondan haber izlemeyi daha çok tercih etmektedir. Üçüncü bit noktada artık medya şirketlerinin de uluslararası sahada etkinliğinin artmasıydı söz gelimi Apple, Microsoft gibi bilişim şirketleri veya News Corporation tarzı haber şirketleri hükümetleri imrendiren bir ekonomiye sahip oldular.

Günümüzde medyanın insanların siyasi duruşunu etkilemediğini iddia eden bir düşünür neredeyse yok gibidir. Fakat bu etkileşimin nasıl olduğu konusunda bolca tartışma mevcuttur. Bunların en önemlilerinde çoğunluk teorisi, hakim ideoloji teorisi, piyasa teorisi ve elit değerler teorisidir. Çoğunluk teorisi, çeşitlilik ve farklılığa dikkat çeker. Medyanın insanları etkilediğini kabul etmekle beraber medya ortamını birçok siyasi fikrin tartışıldığı bir ortam olarak görür. Bu durum medyanın geniş anlamda toplumda ki güç dengelerini yansıttığı anlamına gelir. Yani medya belki etkileyici bir unsur olabilir fakat bu etkileyicilik aslında belirleyici bir etkisi yoktur çünkü birçok fikrin zıt anlamları da medyada yer bulmaktadır.

Bunlara rağmen çoğulcu yaklaşım medyayı hep iyi yönleri ile tanımlamaktadır. ‘’Vatandaşların bilgilendirilmesi’’ aslında demokrasinin güçlenmesini sağlamaktadır ayrıca medya bir hükümet denetçisi olarak da görev alabilir. Bu ‘’watch dog’’ görevi medyanın, 1974’de Başkan Nixon’un Watergate skandalı ile anılması ile örnek gösterilir. Yeni medya özellikle internetin kullanımı ile muhalif görüşlerin rahatça yer bulmasını saplamaktadır. Tüm bu güzel anlatımlara karşı çoğunluk teorisinin kaçırdığı bir nokta vardı. Zayıf ve örgütlenmemiş bir topluluğun bir medya gücüne sahip olamadığı ve aslında bir medyaya sahip olabilmek için ekonomik yeterliliğe sahip olunması gerektiği atlanmıştı. Buda medyanın aslında bir kesimin elinde toplandığı gerçeğini gözler önüne seriyordu. Başka bir sıkıntı ise genelde hükümetlerin gazeteciler ve yayıncılarla ortak olma eğilimiydi. Bu durum muhalefet için sadece medyanın yeterli olmadığını gösteriyordu.

Hâkim ideoloji modeli, kitle iletişim araçlarının ekonomik ve sosyal açıdan elit toplulukların elinde olduğunu iddia eder. Bu teoride kitle iletişim araçları halkı itaate ve siyasi duyarsızlığa itmek için bir silah görevi üstlenmişlerdir. Bu görüşün Gramsci gib Marksist bir yaklaşımla yorumlandığı teorilerde medya şirketlerinin burjuvazi tarafından kullanılıp proletarya üzerinde baskı arazı olarak iş gördüğü söylenmiştir. Başka bir deyişle medya mülkiyetin belirlediği fikirleri savunur ve mülkiyet giderek darlaşan bir kesimin elinde toplanır. Buna dünyada ki en önemli altı medya şirketini örnek verebiliriz. Bu perspektiften bakılınca medya küreselleşme noktasında büyük rol oynamaktadır ve batı kültürünü yayarak kapitalist ekonomi için yeni pazar alanları açmaktadır.

Hâkim ideoloji modelinin bir çarpıcı yorumu da Noam Chomsky ve Ed Herman tarafından ‘’propaganda modeli’’ adıyla geliştirildi. Chomsky ve Herman beş filtre de medyanın haberleri nasıl çarpıttığını anlatmışlardır.

 

-Medya sahiplerinin çıkarları

-Reklam verenlerin ve destekleyicilerin görüşlerine ve kaygılarına gösterilen hassasiyet

-Gazetecilere uygulanan baskı kınama ve eleştiri

-Piyasa rekabetinin sorgulanamaz kapitalist yapısı

-Hükümetler ve şirketlerin desteklediği iktidarın güçlerinden haber alma

 

Bununla birlikte aslında hâkim ideoloji modeli birçok eleştiriye tabi tutulmuştur. Bu itirazların aslında devlet televizyonun vatandaşların refahını yükseltici ve ilerlemeci yayınlarının göz ardı edildiği yönündedir. Bir diğer haklı eleştiride aslında insanların bir televizyon kanalı izlerken veya bir gazete okurken süzgeçten geçirebilme tercihlerinin olduğudur. Başka bir deyişle kimseye zorla televizyon izletilmediğidir.

Elit-değerler teorisi aslında medyanın elinde tuttuğu gücü mülkiyetten ziyade onu medya çalışanlarının kendi şahsına vermiştir. Bu teoride editörler, gazeteciler ve yayıncılar aslında medya patronlarından etkilenmemektedir hatta en müdahaleci medya patronları dahi sadece ufak çaplı değişiklik yapabildiklerini savunur. Bu bakış açısında bakılınca aslında bu modelin birçok farklı versiyonu olduğunu görürüz. Mesela Marksist yaklaşım bu medya çalışanlarının genelde iyi maaş alan ve orta kesimden olmaları yüzünden sosyalizm karşıtı olduğu ve bununda bir sonucu olarak aslında sosyalizm karşıtı yayın yaptıkları iddiası vardır. Bir diğer örneği de feminist yaklaşımda bu medya işçilerinin ataerkil düzenin dilinden ayrılamadığı ve bu sebeple de kadınların sorunlarına yeterince yer açamadığı savunulur. Mamafih elit-değerler yaklaşımı aslında çok eksik bir yaklaşımdır. Temel sıkıntısı ise medya çalışanları üzerinde ki baskıyı görememesidir. Bu tip baskılar genelde ticari rating kaygıları olmaktadır.

Kitle iletişim araçları hakkında inceleyeceğimiz son teori piyasa teorisidir. Bu teori aslında medya şirketlerinin her şeyden önce bir şirket olduğu ve diğer tüm şirketler gibi ticari kaygılar ile hareket ettiği iddiasındadır. Bu bakış açısı bizi aslında medyanın halkı yönlendirmekten çok onların görüşlerinin bir yansımasıdır der. Piyasa yaklaşımı bu teoriyi temellendirirken medyanın rating kaygısı ile halkın istediği şeyleri yayınlayacağı görüşü üzerine temellenmiştir.

Bu yaklaşım aslında medyanın siyaseti etkilediğini kabul etmese de var olan güncel tartışmaları açıklama noktasında farklı bir görüş sunar. Aslında kamuoyunun siyasi süreçten çok siyasetçilerin kendi kişilikleri ile ilgilendiğini iddia etmektedir. Fakat bu yaklaşım da diğerleri gibi yeterli değildir çünkü basit bir piyasa rekabeti ile tanım yapmak politikanın inşalar üzerindeki etkinliğini baltalamaktadır.

Kitle iletişim araçlarının siyasetçiler tarafından halka yön veren silahlar olduğu görüşünün yanına birde medya ile hükümetin arasında yakın bir bağ kurulduğudur. Hükümetler her daim kendi paylarına güvensiz bir ilişki içerisindedir. Siyasi gücün ilk hedefinin iktidarı kazanmak veya elde tutmak olduğunu varsayarsak ki bu böyledir medya ile anlaşarak siyasetçilerin iyi yönlerini ön plana çıkaran kötü yönlerini de arka plana itmesi demektir. Daha da vahim olanı medyanın farklı tekniklerinin de olmasıdır. Bu taktikler propaganda yapmada kullanılarak iktidara giden yolda işleri hızlandırmayı hedefleyebilir. Bu habere yorum katarak sunma olayı da hükümetlerin bir alışkanlığı haline gelebilir.

Bir haberi değiştirerek satmanın birçok yöntemi vardı:

-Medya önüne çıkarmadan önce ortam taraması yapılması

-Sadece resmi bilgini sunulduğunu temin etmek için kaynağın denetlenmesi

-Altında başka anlamlar içeren bilgiler veya gizli bilgilerin verilmesi

-Sadece sempati duyulan medya organlarına bilginin verilmesi

-Denetim ve karşı argüman engellemek amacı ile bilgilerin son dakika medyaya düşmesi

-Kötü haberleri yoğun bir gündemde verilmesi

Bu yöntemler en çok Amerika’da kullanıldı özellikle Clinton hükümetinin ‘’akıl hocaları’’ herkes tarafından bilinmekteydi. Bu tutum siyasetin niteliğinden çok nasıl yapıldığına önem verilmesi yönünden eleştirildi.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s