Oy Atmanın Felsefesi

Oy Atmanın Felsefesi

Temsil hakkında yapılan tartışmalar, tarih boyunca süregelen tartışmalardı fakat bu tartışmaların neredeyse hepsi seçimlerin temsil ve demokrasi için hayati bir öneme sahip olduğu fikrini kabul etmiştir. Seçimler bir demokrasi için çok önemli sayılsa da aslında tek başına yeterli olmadığı aşikârdır. Ama seçimler olmaz ise neredeyse demokrasi de olmayacaktır. Bu yaklaşımı ileriye götürüp, seçimleri demokrasinin kalbine yerleştiren düşünürlerde vardır. Joseph Schumpeter Kapitalizm, sosyalizm ve demokrasi kitabında demokrasiyi halkın oyunu almak içim girilen mücadele yoluyla devlet makamına gelmenin bir aracı olarak ‘’kurumsal bir düzenleme’’ olarak tanılamıştır. Yani demokrasi halkın onları yönetecek kişileri kabul etme ve reddetme hakkının olmasıdır. Aslında Schumpeter demokrasiyi rekabete dayalı bir seçim sistemiyle tanımladı. Günümüzde de bu tanımın izinde olan birçok düşünür vardır. Bu düşünürler seçimlerin farklı biçimleri üzerine odaklanmıştırlar.

İlk olarak araştırılan ve üzerinde düşünülen konu hangi konumların seçileceğiydi. Yasama ve yürütme başta olmak üzere aslında birçok makama seçilecek kişiler ülkenin çıkarlarını koruma noktasında yeterli olmalıydı. Bazı makam ve konumlara işte bu noktada atama yapılmaktadır. İkinci olarak kimlerin oy vereceği konusu geliyor. Birçok ülke bugün cinsiyet, ırk, sınıf gibi konuları aşmış bulunsa da tüm yurttaşlar oy verme konusunda gayri resmi olarak kısıtlanabiliyor. Daha da ötesi oy verme davranışının zorunluluğu üzerinde durmamız gerekiyor acaba bir ödev olarak mı oy kullanıyoruz yoksa hak olarak mı? Sorusu günümüz demokrasilerinin vazgeçilmezi halini almaktadır.

Üçüncü olarak oyların nasıl verileceği sorusu gelmektedir. Önceleri insanlar oylarını açık oy olarak verirlerdi şimdi ise neredeyse dünyanın her yerinde ilk defa Avusturalya’da kullanılan gizli oy sistemi kullanılmaktadır. Gizli oy pusulası genellikle insanların yıldırma ve baskıya maruz kalmamaları için gerekli görülen bir sistemdir. Aynı zamanda seçimlerin adil oluyor olması basitçe insanların nasıl oy kullandığına indirgenmemelidir. Seçimlerde doğru ve düzenli bilgi erişimi, seçim kampanyası koşulları ve adil bir sayım sistemi, seçimler için çok değerli unsurlardır.

Dördüncü olarak ele alacağımız konu seçimlerin rekabet ile olan ilişkisi olmalıdır. Bu konu fazlasıyla önem içeren bir konudur; zira seçimlerin var olduğu ülkelerin ancak yarısında seçmenler gerçekten tercih edici taraftır. Komünist partinin yönettiği veya diktatör rejimler tarafından yapılan seçimlerde genellikle halkın değil partinin ya da tiranın seçtiği şahıslar kamu makamlarına yerleştirilir. Ayrıca rekabet konusunun bir diğer can alıcı noktası da seçimlerde partilerin, sadece aday gösterme, fikirlerini savunma hakkı ve gösterdiği performans ile değil partinin mali kaynaklarının ve medyaya erişim gücünün de etkin bir şekilde kullanmaları ile ön plana çıkarlar.

Seçimlerin işlevi

Birçok farklı seçim türü ve teori olarak dahi çok zıt seçim sistemlerinin var olması aslında seçimlerin taşıdığı işlevi genelleme noktasını çok zorlaştırmaktadır. Bunun yanında 1980 ve 1990 tarihlerinde komünizmin yıkılmasıyla ortaya çıkan demokratikleşme furyası, rekabete dayalı, gizli oy kullanılan ve evrensel oy ilkesi ile çalışan liberal demokrat seçim sistemlerinin işlemeye başlamasıyla ilişkilendirilebilir. Bu tip sistemlerinde taşıdığı anlamı açıklamak noktasında iki görüş vardır.

Geleneksel görüşte seçimler, politikacıların hesaba çağrıldığı ve politikalarını önermeye sunulmasının sağlandığı sistemlerdir. Bu seçimlerin aşağıdan yukarıya olan anlamı üzerinde durmuştur. Öte yandan bir diğer yaklaşımda, seçimlerin hükümet ve siyasal elitler tarafından, halkı pasif, uysal ve yönetilebilir kılmanın bir aracı olarak gören radikal yaklaşımdır. Bu yaklaşımda yukarıdan aşağıya bir anlam taşımaktadır. Tüm bu yorumlara rağmen seçimler ne halka karşı duyulan siyasi zorunluluktur ne de kamuyu yönetmek için kullanılan tahakküm biçimleridir. Aslında yönetim ile halk arasında kurulu olan iki taraflı yol niteliği taşımaktadır. Seçimlerin temel işlevi olarak şunları sayabiliriz:

Politikacı istihdamı: Şüphesiz modern demokrasilerde seçimler siyasi istihdamın temel kaynağıdır ve seçmenlerin davranışları göz önüne alındığında aslında adayların seçmen isteklerine cevap verme, hükümetin organlarını etkin kullanma yeteneklerinden çok karizma, hitabet ve iyi bir duruş gibi niteliklerine oy kullanılmaktadır. Bu sebeple özel teknik ve bilgi gerektiren kurumlara seçimler ile değil atama yöntemi ile istihdam sağlanır.

 Hükümetler kurma: Hükümetler sadece ABD, Venezuela ve Fransa gibi direk başkanın seçildiği hükümet şekillerinde halk doğrudan hükümetleri kurar. Daha yaygın bir şekilde kullanılan parlamenter sistemde halk parlamento içerisin de bir gruba etkin çoğunluğu vermesiyle hükümetler kurulmaktadır. Oransal temsil kuralı ise hükümetlerin seçim sonrası anlaşma yöntemi ile kurulduğu sistemlerdir ve hükümet kurma noktasında seçimlere gerek olmayabileceğini bir gösteresidir.

 Temsiliyet sağlamak: Adil ve rekabete dayandığı sürece seçimler, halkın isteklerini hükümete iletme noktasında işe yarar bir çözümdür. Ayrıca inisiyatif ve geri çağırmanın olmadığı sistemlerde bile bir sonraki seçimler de halk icraatlarını beğenmediği yöneticilere ağır bir ceza verme şansına sahiptir. Bütün bunlara karşılık olarak, seçimlerden sonra alınan kararlarda seçmenler hükümetin etkin araçlarından mahrumdurlar. Ayrıca belirtmek isteriz ki temsilde benzerlik modelinin sunduğu toplumun mikrokozmozu hükümetler dünyanın hiçbir noktasında oluşturulamamıştır.

 Siyasaları etkileme: Seçimler halkın radikal bulduğu ve beğenmediği siyasaların hesabını sorabileceği bir ortam olması dışında sadece istisnai durumlarda politikalara doğrudan etki etmektir. Mesela sadece bir politikanın seçimin seyrini etkilediği dönemlerde yapılan seçimler buna örnek olabilir. Ayrıca seçimlerde politika seçeneklerinin çok dar kapsamlı olması sadece marjinal bir oranda seçimlere yön verdiği gerçeğini gözler önüne sermektedir.

 Seçmenleri eğitmek: Seçim kampanyası süresince aslında ortaya birçok bilgi yayılır. Bunlar eski hükümet kayıtları, parti geçmişleri, seçim ve hükümet sistemlerinin karşılaştırılması gibi enformasyon çeşitleridir ve bu bilgiler seçmenlerin ilgisiz kalmasına neden olmak yerine onların ilgisini çekecektir hatta bir tartışma ortamı oluşturma halinde ciddi bir eğiteme yol açacaktır. Tabi genelde politikacıların seçmeni eğitmek yerine oy toplamak gibi bir niyetleri olduğundan yanlış ve eksik enformasyonda bol miktarda ortalıkta bulunmaktadır.

 Meşruiyet kazanmak: Bugün Suriye’de Esed dahi seçim yapma zahmetine katlanıyorsa bu seçimlerin tamamen bir meşruiyet sağlayıcı özelliğinin olmasından kaynaklıdır. Seçimler yönetimin haklılaşmasını sağlayan meşruiyeti kazandıran en etkili yöntemlerdir. Bu seçimlerin törensel bir önem ve konum verilmesinden kaynaklanmaktadır. Daha da önemlisi halk seçimlerde oy kullanarak aslında bir şekilde yönetime dâhil olduğunu hissederse yapılanlara da aktif olarak rıza gösterecektir.

 Elitleri güçlendirmek: Seçimler, elit grupların halkı yönlendirdiği bir enstrüman olarak kabul edilirse eğer, Proudhon’un dediği gibi ‘’evrensel oy hakkı bir karşı devrimdir’’. Siyasi hoşnutsuzluk, elitler tarafından, sistemin içerisinde başka bir hükümet kurmak kaydıyla bir karşı tepkiyi anayasal çerçevede yönlendirip bastırılmaktadır. Bunun da en etkili yolu seçimlerdir. Özelliklede hükümet üzerinde güç kullanıyormuş gibi göstermesiyle resmen harika bir yalan sistemidir.  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s