Oy verme davranışı

Oy Verme Davranışı

Oy verme davranışa olan akademik ilgi, davranışsal politika bilimine olan ilginin artmasıyla ayrı bir önem kazandı. Bu alanda çalışmalar ilk olarak Amerika’da ‘’The American Vote’’ çalışmasıyla dile gelmişti ve belki de politik kitle psikolojisi ile politikanın tüm sırlarını ortaya çıkarabileceği sanılıyordu. Bu büyük umutlar gerçekleşmese de bugün oy verme davranışının bilimsel analizi, hala politik analizler için hayati önem taşımaktadır. Bunun sebebi aslında politikanın biraz kitleler ve politikacılar arasındaki ilişkinin zengin bir kaynağı olmasından kaynaklıdır. Eğer sağlıklı bir biçimde oy verme davranışlarını çözümleyebilirsek insanların politik değişim evrelerine dair bir yorum sunabiliriz.

Oy verme davranışı uzun dönem ve kısa dönem olmak üzere ikiye ayrılır. Kısa dönem dediğimiz zaman seçim kampanyası gibi bir iki aylık süre zarfının yanında bir iki senelik hükümetin politikaları ile halkı etkilediği zaman dilimlerini de dâhil edebiliriz. Bu perspektiften bakılınca en önemli kısa dönem etki aslında ekonomi politikalarıdır. İnsanlar işsizlik, enflasyon ve milli gelir gibi popüler konulara ilgilidir ve kendi sosyo- ekonomik durumlarının iyi gidiyor olduğunu görmek onları var olan hali korumaya itecektir. Bu nedenle bazen hükümetler seçimlere yakın zamanlarda ekonomi politikalarına ağırlık verirler.

Bir diğer kısa zamanlı etki ise parti liderlerinin karizmasıdır. Parti lideri medyanın etkisi ile aslında partilerin görünür yüzleridir ve duruşları, hitabet güçleri ile partilerini temsil etmektedirler. Bazen partiler partinin siyasi etkinliğini güçlendirmek için parti liderlerinde değişikliğe gidebilmektedir. Bunun en güzel örnekleri 1991 İngiliz muhafazakar partide olan demir leydi olarak adlandırılan Thatcher’ın değiştirilmesidir. Parti lideri kamu oyu yoklamalarında etkisini gösterdiği için hayal kırıklığına veya ilgisizliğe yol açmamalıdır.

Oy vereme üzerindeki son kısa dönem etki medyadır. Medya özellikle modern dönemde sosyal medyanın da ortaya çıkması ile çeşitli konuların yanlı ve partizan şekilde yansıtması uzun bir süre etkinliğini koruyacaktır. Medyanın propagandaları seçimden seçime değişiklik gösterebilir. Bunun en güzel örneği Tany Blair’in İngiltere seçimlerinde medya ile girdiği yakınlık onu 1977’de nasıl başa geldiğinin bir açıklamasıdır. Tüm bu fikirler gene de ot verme davranışında ki ideolojik, sosyolojik, ekonomik ve kültürel parametrelerin gölgesi altında hareket etmektedir.

Oy verme teorileri

Parti kimliği modeli: Bu model de partiye seçmenler psikolojik bağlarla bağlıdır ve partinin daimi destekçisi olarak kendi benliklerini parti ile tanımlarlar. Medya, politika veya liderler bu tip seçmen için çok dikkate değer şeyler değildir. Bu modelde partilere göre siyasal anlamda bağlılık ailede başlar ve erken dönem sosyalleşmenin varlığına dikkat çeker. Gelecek dönemlerde gruplaşma ve toplumsal tecrübede buna eklenecektir.

Bu modelde parti politikalarına ve liderlerine bakış açısı tamamen partiye bakıştan kaynaklanmakta ve olaylar parti perspektifinden yorumlanmaktadır. Aslında bu bir partinin seçimler açısından bir istikrar yaşamasına sebep olmaktadır. Seçimlerde alınan bir iki puanlık değişim dönemsel bazı meselelere reaksiyon olarak verilmiş tepkilerdir. Bu sistemde bir partinin oylarını önceden tahmin etmemiz çok zor olmayacaktır. Bu modelin zayıf noktası son yıllarda dünya üzerinde partiye bağlılığın azalıyor olmasıdır. Amerika’da Cumhuriyetçiler ve Demokratların parti üye sayılarında ciddi düşüşler yaşanırken bağımsızlarda ki artış gözle görülebilir seviyededir.

Sosyolojik model: Oy verme davranışının aslında, insanların içinde bulunduğu sosyo-ekonomik gruplar ile alakalı olduğu iddiasındadır. Ailenin yaptığı etkiden ziyade toplumda ait olduğun bir etnik, dini veya sınıfsal bir grubun siyasi kimlik belirlemede çok daha önde olduğu ve partiye olan bağlılık bu şekilde açıklanır. Bu teori bireysel çıkarları göz ardı etmesi yönünden çok eksik kalmaktadır.

Rasyonel tercih modeli: Toplumsal grupların arasındaki sosyalleşmeden ziyade aslında bireyin kendisiyle ilgilenmektedir. Yani seçimler bireylerin partiye olan duygusal bağlılıklarından ya da bulundukları toplumsal çevreden değil de partinin geçmişinden veya şuan ki politikalarından bir çıkar sağlayabiliyorsa oy atma eğiliminde olacağını ileri sürmüştür.

Hakim ideoloji modeli: Bu modelde hakim ideoloji tarafından insanların tercihlerinin değiştirildiği savunulur. İnsanların medya ve grup toplantıları gibi etkenlerle beynin yıkanması ve parti bağlılığının azalması ile medya-parti işbirliği artmıştır. Buda medyayı elinde bulunduran hakim ideolojinin aslında seçimleri de manipüle etme yönünde çok güçlü bir silah elde etmesi demektir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s