Özgürlüğün Felsefesi: Mülkiyet Kavramı

Hiç durup kendinize şu soruyu sordunuz mu? Siz kime aitsiniz? Aslında bu sorunun sadece iki cevabı olabilir.

  1. Siz kendinize aitsiniz.
  2. Başka birisine ya da bir başka insan topluluğuna aitsiniz.

Öz sahiplik prensibine göre her birey, insan olması gereği ile kendi vücudu ve benliği üzerinde başkalarının müdahalesi olmaksızın mutlak kontrol sahibi olma hakkına sahiptir. ABD’nin kurucuları, öz sahipliğin kendinden aşikâr bir gerçek olduğuna inanmışlardır. Bu da onları, her insanın şu üç şeye sahip olduğu sonucuna itmiştir: Yaşam, Özgürlük ve Mutluluğu arama hakkı. John Locke’un 1689’da dediği gibi (Lost’da olan değil): ‘’Her insan kendi kişiliği dâhilinde bir mülkiyete sahiptir ve kimse kendinden başkası üzerinde bir mülkiyete sahip değildir.’’ Ayrıca Locke’a göre, insan kendisine sahip olduğuna göre kendi emeğinin ürünlerine de sahiptir.

Yaşamımızı yaşamak, özgürlüğümüzü kullanmak ve mutluluğumuzun peşinden koşmak için içinde bulunduğumuz ortamla bir mücadele veririz ve doğal hayatta çoğu hammaddenin gerçek bir değeri yoktur. Emeğimiz ve yaratıcılığımızı doğal kaynaklarla birleştirip bu hammaddeleri yaşamamızın ve mutluluğumuz için gerekli mallara çeviririz. Nasıl mı? Ağaç kesip kendimize bir ağaç ev yapabilirsiniz. Elma kullanarak bir turta yapabilirsiniz ya da daha modern bir örnek verecek olursak, çeşitli mekanik ve elektriksel bileşenlerle bilgisayar, cep telefonu, zaman makinesi gibi şeyler yapabilirsiniz(tamam biraz ileri gittik ama mesajı aldınız siz).

Ana düşünce: İş fiziki kaynaklara gelince birinin onu üretken amaçlarla kullanılması için kontrol etmesi gerekir. Sorun ise, Kim?

1) O kaynağı doğadaki halinden çıkarıp kullanılabilir hale getiren birey.

2) O kaynak başka bir bireye ait, komşunuz, kaynananız, mahallenin kabadayısı ya da bir grup insan, TBMM, Vergi dairesi, Birleşmiş Milletler vs.

3) Daha komünsel bir bakış açısıyla bu kaynaklar dünyaya ait ve bütün dünya insanları bunun üzerinde eşit hak sahibi.

Peki herkesin dünya üzerinde eşit bir parçaya sahip olması, uygulanabilir mi? Sahra Çölünde denk gelen 6 milyarda birinci parçanın kime gideceğine kim karar verecek? Mülkün bu şekilde verimli bir şekilde sahiplenilmesi mümkün mü? Pek değil. En sonunda bu parçaların kontrolünü sağlanması için bir grup insanda toplanmaya başlayacak ve bu da bizi ikinci seçeneğe geri getirecek. Yani mülkiyet üzerinde bireysel sahiplik ve kontrol hakkı, bu kaynakların en üretken hale gelmesi için tek mantıklı çözüm oluyor. Bu da bizi nereye götürüyor? Bir, kendimize sahibiz. İki, mülkümüze sahibiz. Frederiz Bastiat’ın bir zamanlar dediği gibi: ‘’Yaşa, Özgürlük ve Mülkiyet insanlar kanun koyduğu için var olmamışlardır, tam tersine yaşam, özgürlük ve mülkiyetin var olması insanlığı kanunlar koymaya itmiştir.’’ Yani devletin asli görevi, mülkiyet haklarımızı şiddete karşı korumaktır.

Orijinali The Foundation for a Free Society’e aittir. http://f4fs.org/

Özgürlüğün Felsefesi: Mülkiyet Kavramı” üzerine bir yorum

  1. Geri bildirim: İslamda ve Batı Hukukunda Fikri Mülkiyet Kavramı - Western Republican

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s