Küreselleşme 1

Küreselleşme Günlüğü-1

-Zaman ve Sınıf-

 

İlk olarak, hissedarların dağılımında mekânın hiçbir belirleyiciliği yoktur. Onlar mekânsal belirlenimden sahiden kurtulan ufak faktörlerdir. Ve şirketler onlara, yalnızca onlara aittir. Dolayısıyla, yerellerin başına kalacak olan yara sarma, hasar tamiratı ve atık boşaltma gibi bütün kaygıları bir kenara bırakarak şirketi gözlerine kestirdikleri ya da daha yüksek bir kazanç şansı gördükleri herhangi bir yere taşımak onların vereceği bir karardır. Şirket taşınmakta özgürdür ancak taşınmanın sonuçları kalıcıdır. Kim ki yerellikten kurtulur, sonuçlarından da kurtulur. Mekân savaşının galibinin ele geçirdiği en önemli ganimetler işte bunlardır. (Zygmund Bauman, küreselleşme sf. 16)

Burada yazar küreselleşmeyi mekânın zorunluğu kılmış olduğu yerellikten kurtulmasının ardında şirket sahiplerinin güçlerinin aslında bir mekân tanımazlık içerisine girdiğinden bahsediyor. Bu mekân tanımazlık yani istediği zaman mekânı aşarak üretime başka bir yerde devam edebilme özgürlüğü aslında yerel bölgelerdeki yıkımında, arka plana itilmesine neden olmaktadır. Bir misal verecek olursak bir fabrikanın kapatılması, aslında o yörede yaşayan işçiler için gelecek kaygısı oluşturmaktadır çünkü yöre halkı geçimini fabrika işçiliğinden sağlamaktadır. Bu yeni mekâna bağlı kalmayan üretim şekli hissedarların bu yörenin insanına sahip çıkma eğilimini azaltmıştır çünkü bu eskiden bu yöredeki insan gücüne (işçi gücüne) ihtiyacı vardı. Yani aslında bir karşılıklı ihtiyaç söz konusuydu fakat şuan istediği yere taşınmakta serbest olan hissedar yöre insanın iş gücüne ihtiyaç duymamaktadır. Ne yazık ki bu durum yöre insanı için geçerli değildir o insanlar halen bir fabrikada çalışmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Bunun bir sonucu olarak şehirlere veya diğer yörelere göç olabilir ve bu göç sonucunda yöreler tarihe gömülebilir. Bu konu hakkında yazar yan sayfada şu cümleleri kurmaktadır.

 

Gücün mekân dışı doğası ile “bütün hayat”ın mekâna bağlılığının devam edişi arasında ortaya çıkan yeni bir asimetri vardır; artık demir almış olan ve kısa vadede ya da ikazda bile bulunmadan taşınabilen güç, sömürmekte ve bu sömürünün sonuçlarından sıyrılmakta özgürdür.( Zygmund Bauman, küreselleşme sf.17)

 

Bu da aslında sömürünün daha da vahşileşmesine neden olmaktadır. Feodal çağda en azından feodal bey kendi kölelerini beslemekten mükellefti fakat bu yeni sistem bir sorumluluk üstüne almadığı için böyle bir yükümlülüğe girişmemektedir.

Küreselleşmeye giden yolda bir diğer dikkat çekici noktada da teknolojik ilerlemenin uzak-yakın, kısa-uzun gibi kavramlarda başkalaşım yaşatmasıdır. İnsanoğlunun icat ettiği ulaşım ve iletişim araçları artık ulaşımı çok hızlandırmış ve iletişim için mekâna bağlı kalmayı ortadan kaldırmıştır. Küreselleşmenin bu yüzü aslında beklenmedik bir sonuç doğurmaktadır:

 

Zamansal/mekânsal mesafelerin teknoloji vasıtasıyla sıfırlanması, insanlık durumunu homojenleştirmekten çok, kutuplaştırma eğilimindedir. Bu, belirli insanları bölgesel tehditlerden azat eder ve belirli cemaat-üretici anlamlan yurtsuzlaştırır; öteki insanların hâlâ sınırlan içinde olduğu topraklan ise anlamından ve kimlik bahşetme yeteneğinden yoksun bırakır.( Zygmund Bauman, küreselleşme sf. 26)

 

Görüldüğü gibi aslında bu durum bir iki taraflılık yaratmıştır. Küreselleşenler ve yerel sınırların içerisinde kalakalanlar. İşin garip olan boyutu aslında küreselleşenlerin yerel olanın hayatını televizyon kanallarından internet sitelerinden ve radyo istasyonlarından tehdit edebilme lüksüne sahipken; yerel olanın kendi şehrinde bile küresel olana ulaşabilmesi olanaksızdır. Küresel olan kendi çok güvenlikli ve yüksek duvarlı sitesinde oturarak kendi güç olgusunu herhangi bir komşuyla paylaşmak zorunda kalmadan serbest biçimde hareket ettirebilmektedir. Bu durum bana ortaçağdaki kaleleri hatırlatıyor fakat günümüzdeki durumun farkı kalenin içerisine girmek için soylu olmak değil zengin olmak gereklidir. Hal bu olunca iki grubun çatışmaması tabi ki mümkün görünmemektedir:

 

Seçkinler yalıtımı seçmiştir ve bu uğurda canı gönülden bol bol para öderler. Nüfusun geri kalanı ise tecrit edilmiş ve bu yeni yalıtılmışlığın ağır kültürel, psikolojik ve politik bedelim ödemek zorunda bırakılmış halde bulur kendini. Ayrı yaşama konusunda tercih hakkında sahip olamayan ve bu yaşamın emniyet altına alınmasının maliyetini karşılayamayanlar, modem çağın ilk dönemlerindeki gettoların çağdaş benzerlerinde yaşamaya mahkûmdur; rızaları alınmadan etrafları “çitlerle çevrilir” daha dün herkesin olan odaklara adım atmaları yasaklanır, “özel mülk” ikaz işaretine dikkat etmeyerek ya da dile dökülmemiş olan, ama gene de hiç de daha az kararlı olmayan “geçmek yasaktır” imalarım ve ipuçlarını okumayarak yasak bölgeye girme gafletine düştüklerinde tutuklanır, kapı dışarı edilir ve ani, keskin bir şokla tanışırlar.( Zygmund Bauman, küreselleşme sf.30 )

 

 

Bu çatışma bazen göstericiler ve polis arasında gözle görülür biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu çatışma ilişkisini anlamak için Bauman bize Gregory Bateson’un ‘’schismogentic zincirler’’ teorisine bakmayı öneriyor.

X,Y, Z davranışına verilen standart yanıtın yine X,Y, Z olmasıdır… Örneğin, X,Y, Z kalıplarından biri övünme olsun; övünmeye övünmeyle karşılık verilmesi durumunda, büyük bir ihtimalle, her bir grubun diğerini kalıba aşırı vurgu yapmaya sevk ettiğini görürüz; bu öyle bir süreçtir ki, kısıtlanmadığı takdirde varacağı yer sadece, giderek daha aşırı bir hal alan rekabet ve nihayetinde düşmanlık ve bütün sistemin çökmesi olabilir.( Zygmund Bauman, küreselleşme sf.31)

 

Bu teoriye göre gruplar aslında birbirlerine düşmanca yaklaştıkça düşmanlık artacak ve bu düşmanlığın artması kısır bir döngüye neden olacaktır. Bu kısır döngü ise sistemin çökmesine neden olmaktadır (bu kısmı tam anlamadım).

Yazarın kitabında değindiği bir diğer noktada aslıda şehir içerisinde yerellerin sesinin nasıl kısıldığı ile ilgilidir. Yerel halkın önderleri, küreseller gibi medya araçlarına sahip olmadıkları için şehir içerisinde buluşup toplanabilecekleri agoralara ihtiyaç duymaktadırlar. Bauman bu konu hakkında Nils Christie’den bir alıntı yapmaktadır:

 

Musa dağlardan çıkıp geldi. Koltuğunun altında, dağların tepelerinden bile yukarıda olanın yazdırdığı, kendisinin de granite kazıdığı kuralları taşıyordu. Musa sadece bir ulaktı, halk -popülus- ise alıcı… Çok sonra, İsa ve Muhammed de aynı ilkelere göre davrandılar. Bunlar, “piramitsel adaletin klasik örnekleridir. Ve sonra başka bir tablo: Çeşme başında, kuyu ağzında ya da nehir boyundaki doğal buluşma yerlerinde toplanan kadınlar… Su alınır, çamaşır yıkanır ve enformasyon ve fikir alışverişi yapılır. Konuşmaların başlangıç noktası genellikle somut eylemler, somut durumlar olacaktır. Bunlar tarif edilir, geçmişte ve başka yerde vuku bulan benzerleriyle kıyaslanır ve yanlış doğru, güzel çirkin, güçlü zayıf diye değerlendirilir. Vuku bulan olaylara ilişkin ortak bir anlayış her zaman olmasa da yavaş yavaş ortaya çıkabilir. Bu, normların yaratılması sürecidir. Bu, “eşitlikçi adalet’in klasik örneğidir… Çeşme başı artık yok. Bir süre öncesine kadar, modernleştirilmiş ülkelerde, kirli çamaşırlarımızla gelip temizleriyle çıktığımız; jetonla işleyen otomatik çamaşır makinelerinin olduğu küçük dükkânlarımız vardı. Çamaşırlar yıkanırken bazı kısa konuşmalar oluyordu. Artık bu makineler de kalmadı… Büyük alışveriş merkezleri insanlara karşılaşma fırsatı verebilirdi; ama genellikle onlar da dikey adalet yaratamayacak kadar genişler. Tamdık yüzlere rastlayamayacağımız kadar büyük ve davranış standartları oluşturmak için gerekli muhabbetleri sürdüremeyeceğimiz kadar telaşlı ve kalabalıklar… (Nils Christie, “Civility and State” (basılmamış notlar).)

 

Yerellerin bu gibi alanları bulamaması aslında kendi düşüncelerini yayamaması anlamı taşımaktadır. Bu durum küreseller ve yöneticilere karşı itirazlarını dile getirememelerine neden olmaktadır. Ama gene de günümüzde internetin her eve girmesiyle yeni bir sanal agora oluşmuş olabilir diye düşünmüyor değilim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s