Makyavel Fortuna ve Virtu

Bir önceki yazımızda siyasi bir suçlu olarak hapse düşen Machiavelli, uzun işkence ve hapis yıllarından sonra beklenmedik bir olayla karşılaştı. Kendisinin dolaylı yönden hapse düşmesine neden olan II.Julius’un ölümü üzerine tarihte ilk defa bir Floransalı, Papalık unvanına ulaştı. Bu isim Papa X. Leo’ydu. Bu gelişme ilk başlarda Machiavelli’nin tüm umutlarını yitirmesine neden olmuştu çünkü X. Leo, Medici ailesini desteklemakteydi. Fakat bu durum (ilk defa bir Floransalının Papa olması) halk tarafından coşkuyla karşılandı ve neredeyse bir panayır havasında tüm ülkede kutlamalar başladı. Bu kutlamaların ve bayram havası Machiavelli için büyük bir gelişmeyi de doğuracaktı çünkü Medici hükümeti tüm Floransa’da genel af ilan ederek siyasi suçluların salıverilmesine karar verdi.[1]

Machiavelli’nin özgürlüğe kavuşmasından sonra yaptığı ilk iş kendisini hapse tıkan Medici ailesinden intikam almak yerine, onların Roma elçisi Franceso Vettori’ye bir mektup yazmak olmuştur.[2] Bu mektubunda kendisini Papa hazretlerine ve Medici ailesine bir danışman olarak tavsiye ediyordu. Vettori ise büyük ihtimalle bu konuda riske girmek istememesi ve bu konu için pek hevesli olmaması yüzünden Machiavelli’yi pek önemsememiştir.[3] Bu muamele karşında Machiavelli, artık aktif siyasi yaşama giremeyeceğini anlayarak bir köşeye çekilmeyi ve hayatını bir analist olarak devam ettirmeye karar verdi. Ünlü eseri Prensi de bu dönem yazmaya başlamıştır. Dönemin şartlarını ve Machiavelli’nin kendi çıkarlarını düşündüğümüzde Prens’in Medicilere yazılmış olduğunu ve ‘onlara ben sizin değerlendirmeniz gereken bir adamım’ mesajını vermeye çalıştığını görürüz. Hatta Quentin Skinner bu durumun, Machiavelli’nin açık fikirliliğini kısıtladığını düşünmektedir ve Söylevler’de yazdığı fikirleriyle taban tabana zıt olmasının nedeni olarak görmektedir. Biz de aynı Machiavelli gibi yazı serimizin ikinci yazısında, onun teorik alt yapısını inceleyeceğiz.

Prens, ‘İnsanlar üzerinde geçmişte ve günümüzde egemen olan tüm devletler ya da hükümdarlıkların yönetim, biçimi ya cumhuriyet ya da hükümdarlık olmuştur.’ Diye başlar ve hükümdarlıkları, babadan oğula geçenler ve yeni hükümdarlılar olma üzere ikiye ayırır. Daha sonra yeni hükümdarlıkları da tekrar, tümüyle yeni ve kalıtsal yollarla ele geçirilenler olarak ikiye ayrışmıştır.  Bu yeni hükümdarlıkların ise ya kendi, ya başkalarının askerleri ve silahlarıyla, ya yazgının buyruğu ya da erdemle elde edildiğini iddia etmiştir. Machiavelli bu ilk bölümü oldukça kısa geçerek, asıl tartışmak istediği ‘hükümdarlıkların nasıl yönetilmeleri ve elde tutulmaları gerekir’ bölümüne geçiş yapar. Fakat Machiavelli cumhuriyetle yönetilen devletleri incelemeyi unutmamıştır. Onlar için bu ikinci bölümün hemen başına; ‘Cumhuriyetlerden söz etmeyeceğim, çünkü bir başka yerde uzun uzun anlattım.’ Şeklinde bir not düşer.[4](Söylevler adlı eserinden söz ediyor.) Hükümdarlıkları anlatmaya başlayan Floransalı eski senatör, kalıtsal yollarla başa gelen hükümdarın diğerlerine göre işinin daha kolay olduğunu ileri sürerek bu tip hükümdarların tavsiyeye daha az ihtiyaç duyduğuna inanır. Bu yüzden daha çok derinlemesine inceleyeceği tamamen yeni olan hükümdarlıklara odaklanır. [5] Machiavelli bu noktadan sonra artık Prens’in ana ekseni olan kavramları yavaş yavaş açmaya başlayacaktır. Yeni hükümdarlıkları anlatırken hükümdar olmuş kişinin, o mevkii ‘kendi askeri ve virtu’su ya da ‘başkalarının güçleri ve fortunası’ aracılıyla elde ettiğini söyler. Fark edileceği üzere Machiavelli ne kadar tarafsız bir dil kullanmaya özen gösterse de çok kurnazca bir şekilde çalışmasını bir olayın üzerine yoğunlaştırmıştır.[6]  Tahmin edildiği üzere bu olay Medicilerin Floransa da başa gelmesidir. Unutulmamalıdır ki Mediciler Floransa’da yeni kurulan ve başkalarının çabaları ile başa gelen bir hükümdarlıktır.[7]

Fortuna  Geleneği

Gelenek kelimesinden kast etmeğe çalıştığım şey Machiavelli’nin fortuna(yazgı) ve virtu(yetenek) kavramlarını ortaya atarken hangi kültürden ve düşünce dizininden etkilendiğidir. İlk olarak Machiavelli ve dönemdaşları fortuna’yı yorumlarken, genel olarak Antik Roma geleneğini devam ettirmişlerdir.[8] Çünkü hümanist ahlak ile yetişmiş olmaları, Roma sonrası ‘Hristiyan fortuna’ kavramını reddetmelerine neden olmuştur. Antik Roma’da fortuna bir tanrıçadır. Ve tanrıçanın gücü bir hükümdarı galip edecek seviyede güçlüdür. İnsanların hayatında fortuna kavramının yerini tahlil etmemiz için Lvy’in History(Tarih) adlı eserinde geçen Hannibal’ın Scipio’ya teslim olduğu anı incelememiz yeterlidir. Hannibal, Scipio için fortuna’nın asla onu aldatmadığını dile getirmiştir.[9] Roma’da ki fortuna tanrıçasının gücü kötü bir güç olmaktan ziyade kudretli ve iyi bir şey olarak lanse ediliyordu. Onlar da fortuna tanrıçasının gücünü avantaja çevirmenin yolu (bir kadın olmasından dolayı) ona erkek gibi davranmaktan geçiyordu. Bunun içinse bir erkeğin, Antik Roma’da virtu kelimesinin kökeni olan vir’e sahip olması gerekmekteydi. Yani beceriye. Eğer yeteri kadar beceriye sahip olan bir insan bir ölçüde fortuna’ya yol verebilir onun mukaddes gücünden yararlanabilirdi.[10] Machiavelli’ye göre bu durum yarı yarıyadır.[11] Yani başarının bir kanadı fortuna’yken diğer kanadı virtu’dur. Ya da başka bir deyişle fortuna akıp giden bir sel ise virtu onu durduran bentlerdir.[12]

Hristiyanlığın Roma’da hâkim olmasının ardından bu klasik fortuna yorumu tamamen bir değişime uğramıştır. Artık fortuna bir tanrıçanın merhametli gücü değil gözler bağlı olan ve yardımını rastgele dağıtan bir güç halini almıştır. fortuna’nın bu yeni tanımı aslında onun gücü üzerinde de yeni bir tanım yapılmasına neden oluyor. Bizi dünyevi anlam da güce ve kudrete ulaştırmak isteyen eski dostumuz Tanrıça, artık bizi dünya hayatının ötesinde ki sahip olduklarımıza yönlendirmek isteyen ve bu dünya da ki ihtiraslarımıza yardım etmek konusunda çekingen olan bir tavır sergilemektedir.[13] Bu değişimin temelinde ise Antik Roma ile Hristiyan inancının Tanrı ve din yorumunun bulunduğunu görmek pekte zor olmayacaktır. Toparlamak gerekirse Hristiyanlık artık fortuna’yı bir ilahi takdir olarak yorumlayarak insanın onu etkilemekte yeteneği olmadığını kabul etmiştir. Boethius’un deyimiyle ‘Tanrı dünyanın iyiliklerinin denetimini, fortuna’nın dikkatsiz ellerine bırakmıştır.’ [14]

Machiavelli Prens’in ‘Dünya İşlerinde Yazgının Gücü Nedir ve Nasıl Karşı Konulması Gerekir?’ adlı bölümünde fortuna’ya nasıl baktığından bahseder. Bölüme giriş cümlesi olarak şu cümleyi seçmiştir:

 

Çoğu kişinin, dünya işlerini fortuna ve Tanrı’nın yönettiğine ve insanların sağduyusuyla bu gidişi değiştiremeyeceğine, dahası, çaresiz kaldıklarına, bu nedenle çokça ter dökmenin gereği olmadığına ve her şeyi fortuna’ya bırakmanın doğru olacağına inandıklarına, inanmayı sürdürdüklerini bilmez değilim. Bu görüş, insan istenci dışında gelişen fırtınalı günlerin yaşandığı ve yaşanmakta olduğu zamanımızda daha çok ağırlık kazanmıştır.[15]

 

Bu cümlelerde Machaivelli, Hristiyan geleneğin ne kadar baskın olduğunda bahseder ve bu cümlelerden hemen sonra kendi fikrini belirtir:

 

Ne ki dünya işlerinin yönetiminde fortuna’nın işlevsel payının yarı yarıya olduğunu ve geri kalan yarısını ya da ona yakınını da özgür istencimiz yok olmasın diye insana bıraktığı olasılığını yok saymıyorum. Yaşamlarına ve hareketlerine baktığımızda yazgının fırsattan başka bir şeyi önlerine koymadığını göreceğiz; yazgı onlara ham maddeyi vermiştir; onlarda kendilerine göre bu ham maddeyi işlemişlerdir. O fırsat önlerine çıkmasaydı içlerinde saklı yetenekleri yitip giderdi; eğer içlerindeki yetenek olmasaydı fırsat önlerine boşuna çıkmış olurdu.[16]

 

Görüldüğü gibi Machiavelli tam anlamıyla Antik Roma’yı hortlatmaktadır. Bu klasik argümanın yanına Floransalı analist, alışılmadık bir erotizm de katarak kendini ayırır. Ona göre Fortuna Tanrıça’sı kendisine kaba davranılmasından sapkın bir zevk almaktadır[17]. Yani fortuna’ya karşı ateşli ve vahşi olmak soğuk durmaktan çok daha yeğedir. Bu sebeple fortuna daha çok gençlerden yanadır çünkü onlar hesap yapmaktan ziyade saldırgan ve girişken bir tutum sergilemektedir. [18] Bana kalırsa, Machiavelli’nin ‘şeytanlık’ ve ‘amaca giden yolda her şey mubahtır’ retoriğine maruz kalmasının temel sebebi de fortuna’ya olan hırçın davranışından dolayıdır. Bu hırçın davranış onun virtu’sunun bir eseridir. Tüm bunların yanında Machiavelli’ye göre fortuna, her zaman kendisine hırçın davrananlardan yana olmayabilir. Bunun yerine virtu’dan yoksun bir hükümdar fortuna’sı sayesinde başarılı olabilir. Fakat bu tip hükümdarlıklar için kalıcılıktan söz etmek de mümkün değildir çünkü fortuna güvenilmezdir ve ne zaman kime yardım edeceği hiç belli değildir. [19] Bu sebeple Machiavelli daha çok hükümdarların virtu’ları ile ilgilenerek Prens’in büyük bir kısmında onların neler yapması gerektiğinden bahsetmiştir.

Virtu Geleneği

Virtu kavramı en açık şekliyle Antik Roma döneminde Cicero’da görülmektedir[20]. Ona göre insanlar görkeme ulaşmak için öncelikle güçlü bir virtu’yu amaçlamalıdır. Eğer gerekli derecede virtu’ya sahip olabilirlerse gerekli fırsatlara ulaşabileceklerdir. Asıl mesele virtu sahibi hükümdar kimdir sorusunun cevabıdır. Antik Roma’da virtu’nun tanımı bir nevi erdemliliğinde tanımı olarak karşımıza çıkabilir. Romalı ahlakçılara göre vir’de dört temel esas olmak zorundadır. Bunlar bilgelik, adalet, cesaret ve özdenetim olarak sıralanır.[21] Daha sonralar da bu dört temel esasında yanına -özellikle Platon’u izleyen ahlakçıların etkisiyle- bir hükümdarın ayırıcı özelliği olarak dürüstlükte eklenmiştir. Söz gelimi Seneca tarafında dürüst olmak bizim hedeflerimize ulaşmamız için olmazsa olmaz olarak kabul edilmektedir.[22]

Machiavelli bu virtu kavramını çağdaşlarının aksine hemen kabul etmez. Prens’in altıncı bölümü olan ‘ İnsanlar, Özellikle Hükümdarlar Nelerden Övgü, Nelerden Yergi Alırlar?’ adlı bölümünde bu konu üzerinde çokça durulduğundan, fakat kendisinin de bir miktar durmak zorunda kalacağından bahseder ve tüm bu ahlaki yaklaşımların, ütopya kurmayı seven ve bu konuda sürekli bir hayalin peşinde koşan insanların ürünü olduğunu iddia eder. [23] O meselelere daha realist ve gerçekte olan şeyler üzerinden yaklaşacaktır. Bir hükümdarın, eğer tüm bu güzel ahlak ögelerine sahipse takdire şayan bir insan olduğunu kabul eder Machiavelli. Fakat gerçek hayatta hiç kimsenin bu kadar iyiliği içinde barındırması da mümkün değildir. Çünkü hükümdarlar ‘iyi olmayan’ karanlık bir dünya da kendisinin ve ülkesinin çıkarlarını korumak durumundadır. Kendisinin bir iyilik abidesi olması durumunda rakiplerinin ve düşmanlarının kötülüğü yok olmayacaktır. Bu sebeple tüm ahlaki iyiliklerin sahiplenilmesi aslında klasik anlayışın iddia ettiği gibi rasyonel değil tam tersi tüm bunları uygulamaya çalışmak irrasyonelliktir. [24]Peki, bir hükümdar bu ilkeleri kabul etmeyecekse hangi ilkeleri kabul etmelidir? Bu sorunun cevabını Machiavelli şöyle vermektedir:

 

Hayvan kimliğine bürünmeyi bilemesi gereken bir hükümdar hayvanlardan tilki ve aslanı yeğlemelidir. Çünkü aslan tuzaklardan tilki de kurtlardan korunamaz. Bu nedenle tuzaklardan korunmak için tilki, kurtlara karşı koyabilmek için aslan olmak gerekir. Yalnızca aslan olarak kalmak isteyenler bu işten anlamayanlardır.

 

Burada açıkça görülmektedir ki Machiavelli için virtu duruma göre şekil alabilme yeteneğidir. Yani Machivelli, eğer yalan söylemek o an için hükümdara bir fayda getiriyorsa bir tilki rolüne bürünmeli ve dürüstlüğü görmezden gelinmelidir der ve ekler; fakat yalan bir fayda getirmeyecekse tüm bu şaşalı ahlaki ilkelere uyularak bir aslan misali gücüne gölge düşürmemelidir. Tüm bunların özeti bir hükümdar eğer kalıcı olmak istiyorsa dini, dürüstlüğü ve birçok ahlaki prensibi karşısına alacağını kabul etmelidir. Tüm bu anlattıklarımdan çıkarılacağı üzere Machiavelli’nin virtu’su klasik anlayışta ki erdemden bağımsız olarak bir ‘doğru hamle yapma’ sanatıdır. Artık Machiavelli’nin niçin Cesare Borgia’ya hayran kaldığını anlayabiliyoruz. Çünkü onun virtu’su Borgia’da ete kemiğe bürünüyordu.

 

[1] [1]  Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf.37

[2] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 103,(mektubun orjinalidir)

[3] Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf. 38

[4] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 3-4

[5] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 5

[6] Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf. 41

[7] Bkz. Bir önce ki Machiavelli yazısı.

[8] Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf 42

[9] Ayrıntı için bkz. Titus Livus, The History of Rome

[10] ÖZTÜRK Armağan(2013), Machiavelli Düşüncesinde Cumhuriyetçi Özgürlük ve Kurucu Lider imgesi. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, Cilt 68, No. 2, 2013, s. 187

[11] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 94

[12] Ağaoğulları, Mehmet Ali ve Levent Köker, Tanrı Devletinden Kral Devlete, İmge yayınları, Ankara, 2008,sf. 192-4

[13] Ayrıntı için bkz. Boethius, The Consotion of Philosophy (Felsefenin Avuntusu)

[14] Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf 45

[15] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 93

[16] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 94

[17] Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf 48

[18] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 96

[19] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 21

[20] Ayrıntı için bkz. Cicero, Moral Oligation(Ahlaki Zorunluluk)

[21] Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf.57

[22] Ayrıntı için bkz. Seneca, On Mercy (Ahlak Üzerine)

[23] Il Principe (The Prince) [Hükümdar], Türkçesi:  Necdet Adabağ, Türkiye İş bankası Yayınları, İstanbul,  Kasım 2014, s. 59

[24] Quentın SKINNER, Düşüncenin Ustaları MACHİAVELLİ, Çev: Cemal Atila, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, Kasım 2004 sf 60

Makyavel Fortuna ve Virtu” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s