Okuma Günlüğü Leviathan-1

Leviathan Okuma Günlüğü

29.11.2017

Leviathan’a başlamadan önce beni mutlak bir devletçiliğin beklediğinin farkındayım çünkü diğer kuramcıların arasında bu en radikal olanı Thomas Hobbes. Kendisi kurduğu ya da idealinde olması gerek devletin tanımını yaparken bireysel olana neredeyse hiç yer vermiyor hatta daha önce devleti bir tanrıyla eş tuttuğu hakkında bir yazı okumuştum. Bu ön yargıyla elime aldığım kitabını doğrusu merak ediyorum. Fakat kitabın tamamını okumak yerine sadece ikinci kısım olan ‘’devlet üzerine’’ kısmını okuyacağım çünkü insandan bahsettiği ilk bölümü şu an pek ilgimi çekmemektedir. Ayrıca belirtmek isterim ki getireceğim eleştirel notlar yazara karşı bir üstünlük taslamak değil sadece okurken aklıma gelen zıt sorulara verdiğim cevaplardır. Bir çoğu muhtemelen daha önce belirtilmiş ve çürütülmesi mümkün olan basit düşüncelerdir.

 

‘’Bu güvenlik doğal hukukla sağlanamaz. Çünkü adalet, hakkaniyet, tevazu, merhamet ve özet olarak, bize ne yapılmasını istiyorsak başkalarına da onu yapmak gibi doğa yasaları, bunlara uyulmasını sağlayacak bir gücün korkusu olmaksızın, bizi taraf tutmaya, kibre, öç almaya ve benzer şeylere sürükleyen doğal duygularımıza aykırıdır. Kılıcın zoru olmadıkça ahitler sözlerden ibarettir ve insanı güvence altına almaya yetmez. Dolayısıyla, doğa yasalarına rağmen, (bu yasalara uyulmak istendiğinde ve güvenlik içinde uyulması mümkün olduğunda) kurulu bir iktidar yoksa veya bu iktidar güvenliğimiz için yeterince büyük değilse; herkes, bütün diğer insanlara karşı korunmak için, kendi gücüne ve kurnazlığına dayanacak ve üstelik bunu meşru olarak yapabilecektir.’’(sf.133)

 

İlk giriş bölümünde insanların problemlerini doğal hukukla çözemeyecekleri görüşü bana kalırsa kesin gözüyle bakılmaması gereken bir görüştür. Anarşist kuramcıların bu görüşe karşı getirdikleri ‘’kaos aslında o kadar kolay gerçekleşmeyecek’’ argümanlarına bir göz atmak gerekirse, aynı Hobbes’un da yaptığı gibi insani varlığımızın getirisi olan duyguların merkeze konulduğu görülür. Fakat Hobbes’dan farklı olarak ortaya canlıların yaşantılarında etkili olan duygunun haset, kıskançlık veya intikamdan ziyade korku olduğu yönündendir. Her canlı çatışmaya girmeden önce kendi alacağı zararları düşünür. Aynı karışık ve canlı renklere sahip bir kurbağayı yemekten çekinen yılan gibi insanda karşı tarafında duran insanlarla çatışmaya girmek konusunda çekimser duracaktır. Çünkü karşı tarafa vereceği zararların yanında karşı tarafında ona vereceği zararların farkındadır ve bir eyleme geçmeden önce fayda-zarar analizi yaparak durumun hangi sonuçta kendi lehinde olacağına karar verir. Eğer düşündüğü eylem kendi açısından avantajsız konumdaysa bunu yapmayacaktır. Bazense insan karşısında ki bireyin ilerleyen zamanlarda olacak gelişimi ya da ittifak kurabilme riskini de hesaba katarak kendi için kısa vadeli faydaları gütmek yerine uzun vadeli bir fayda elde etmek için eylemsiz kalmayı tercih edecektir. Yani insanlar birbirleri ile doğal hukuk altında da anlaşabilirler demektedir anarşist kuramcılar. Bu paragrafta ilgimi çeken başka bir yer daha var. Kılıcın gücü olmadan kanunların ve ahitlerin sadece bir söz olduğu düşüncesi; bir ahit ve ya kanun koymadığımız takdir de geçerliliğini yitiren bir düşünce olacaktır.

 

‘’Tek bir karar verici tarafında yönetilmeyen bir çoğunlukla da sağlanamaz. Son derece büyük bir çoğunluk da olsa, bu çoğunluğun üyelerinin eylemleri, kendi bireysel muhakemelerine ve isteklerine göre belirlenmekte ise, bu şekilde, ne ortak bir düşmana ne de birbirlerine zarar vermelerine karşı savunma veya korunma bekleyemezler çünkü güçlerinin en iyi nasıl kullanılacağı ve uygulanacağı konusunda farklı görüşlere sahip oldukları için, birbirlerine yardım etmek bir yana engel olurlar ve karşılıklı muhalefetle güçlerini hiç mertebesine indirler: böylece, sadece, birleşmiş az sayıda insan tarafından kolayca egemenlik altına alınmakla kalmazlar; aynı zamanda, ortak bir düşman yoksa, bireysel çıkarları için kendi aralarında savaş ederler.’’(sf.134)

 

Bir otorite tarafında yönlendirilmeyen toplulukların faaliyetlerinde başarısızlık göstereceği anlatılan bu paragrafa getireceğim itiraz bir faaliyet için otoriter bir kuvvetin aslında çok elzem olmadığıdır. Bir topluluğun hedefine ulaşması için elzem olan şey otorite değil organizasyondur. İnsanlar pek kolay biçimde bir otoritenin varlığı olmadan bir hedefe yönelik iş bölümü yaparak çalışabilirler. Bir ödevi hazırlayan öğrenci topluluğundan bir savaşa giren devlet topluluğuna kadar birçok örneği vardır ve bu örneklerde bir otorite yerine istişare yoluyla elde edilmiş bir organizasyon yapısı mevcuttur. Tüm katılımcı bireylerin kişisel hedefleri grubun genel hedefiyle örtüştüğü sürece Hobbes’un söylemiş olduğu ‘’bencillikleri’’ gereği grubun hedefe ulaşması için çalışacaklarıdır. Fakat Hobbes’un haklı olduğu bir nokta var bana kalırsa bir organizasyon yapısının kurulmasında bir otorite olması işlerin daha hızlı ve sistemli olmasını sağlayacaktır ve muhalefetten doğan aksamaların meydana gelmesi engellenecektir. Gene de organizasyonun daha aktif işleyişi adına böylesine güçlü bir tekel doğurmak riskli bir durum değil midir?

 

‘’Akıldan ve konuşmadan yoksun bazı yaratıkların zorlayıcı bir güç olmaksızın, niçin toplum halinde yaşarlar. Aristoteles’in siyasal yaratıklar arasında saydığı arılar ve karıncalar gibi bazı canlıların, bireysel muhakemeleri ve arzuları dışında bir güdüleri veya birinin genel çıkar için uygun bulduğunu diğerlerine anlatabilmesi için bir dilleri olmadığı halde, yine de toplum: halinde yaşadıkları doğrudur: ve bu nedenle insanların aynı şeyi niçin yapamayacakları sorulabilir. Buna cevabım: İlk olarak, insanlar şeref ve itibar için sürekli bir rekabet içindedirler, bu yaratıklar ise değil; ve bundan dolayı insanlar arasında kıskançlık ve nefret, ve en sonunda da savaş, doğar; bu yaratıklar arasında ise böyle şeyler olmaz. İkinci olarak, bu yaratıklar arasında ortak çıkar özel çıkardan farklı değildir; ve doğaları gereği özel çıkara eğilimli oldukları için, böylelikle ortak çıkarlara da hizmet ederler. Fakat, kendini başkalarıyla kıyaslamaktan zevk alan insanoğlu ancak değerli şeylerden hoşlanır. Üçüncü olarak, bu yaratıklar, insanoğlunun tersine, akıldan faydalanamadıkları için, ortak işlerinin yönetiminde herhangi bir yanlışlık göremez ve düşünemezler; oysa, insanlar arasında, başkalarına kıyasla daha akıllı ve toplumu yönetmeye daha yetenekli olduklarını düşünen pek çok kişi vardır; ve bu kişilerden bazıları belirli bir yolda, bazıları da başka bir yolda yenilik ve değişiklik yapmaya çalışırlar; ve böylece kargaşa ve iç savaşa neden olurlar. Dördüncü olarak, bu yaratıklar, arzularını ve diğer duygularını diğerlerine iletmek için sesten faydalanabildikleri halde, bazı insanların başkalarına iyiyi kötü, kötüyü de iyi gibi gösterebilmelerini ve iyi ile kötünün görünürdeki büyüklüğünü arttırıp azaltabilmelerini ve böylece insanları diledikleri gibi rahatsız edip huzur ve sükûnlarını bozabilmelerini sağlayan o söz sanatından yoksundurlar. Beşinci olarak, akıl sahibi olmayan yaratıklar haksızlık ile zarar arasında ayrım yapamazlar; ve, bu nedenle, rahatta oldukları sürece, hemcinsleri ile dalaşmazlar: oysa insan en fazla rahatta iken sorun yaratır: çünkü, bilgeliğini göstermeyi ve devleti yönetenlerin eylemlerini denetlemeyi o zaman sever. Son olarak, bu yaratıkların mutabakatı doğaldır; insanlarınki ise ancak ahde dayalıdır, yani yapaydır: ve bu nedenle, onların mutabakatını sabit ve sürekli kılmak için, ahit dışında başka bir şey daha gereklidir; yani, hepsini korku içinde tutacak ve eylemlerini ortak faydaya yöneltecek genel bir güç.’’(sf.136)

 

Bu uzun paragrafı günlüğe yazmamın sebebi son gerekçe hariç katılmam ve Hobbes’un sorulan soruya verdiği cevabın tatmin edici olmasıdır. Fakat ben karınca ya da arıların bir toplum oluşturdukları görüşene katılmamaktayım çünkü bu tip yaratıkların beraber yaşamaları onların bir toplum olduğundan çok sürü olduğunun kanıtıdır. Toplum ve hayvanların oluşturduğu topluluklar farklı nesneledir. Doğa bilimlerinin bir nesnesi olan hayvanat sizin onu inceleyerek varmış olduğunuz sonuca itiraz etmez fakat sosyal bilimlerin inceleme nesnesi olan toplum size itiraz edebilme kabiliyetine sahiptir. Bunun sebebi toplumsal gerçekliğin ardında öznelerin olmasıdır. Özneler bir ideolojiye, dine veya her hangi bir öznel niyete sahiptir. Karıncalar ya da arılar ise bu öznel sebeplere sahip olmadıkları için birer özne olamamakta dolayısıyla toplum denen nesneyi oluşturamamaktadırlar.

  1. Bölümün günlüğünü burada sonlandırıyorum diğer bölümde görüşmek üzere.