Küreselleşme Sürecinde Uluslararası Göçün Kadın İş Gücüne Etkisi

Giriş

Geçmişten bugüne kadar gelen süreçte insanlık birçok aşamadan geçmiştir. Bu aşamalar sosyal, ekonomik, bilimsel gelişmelerle iç içedir. Dünyanın değişimi ve dönüşümüyle birlikte birçok kavram anlam değişikliğine uğramış ya da yeni kavramlar çıkmıştır. Küreselleşme de hem yeni anlamlar kazanmış hem de birçok kavramı ve olguyu etkilemiştir çünkü küreselleşme bütün dünyayı etkileyen bir olgu haline gelmiştir ve aynı zamanda küreselleşmenin etkileri ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal, bilimsel ve birçok alanda kendisini göstermiştir.

Küreselleşmenin etkilediği alanlardan birisi de göçtür. Küreselleşme sermayenin yer değiştirmesine, uzakların yakın olmasına, farklı imkânların oluşmasına, aynı zamanda göçün itici ve çekici (push-pull) yanlarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bundan dolayı son yüzyılda göç hareketlerinin çoğalmasındaki en temel faktörlerden biri küreselleşmedir çünkü insanlar daha iyi bir yaşamın aslında o kadar da imkânsız olmadığını görmüşlerdir. İstihdamın olmaması, refah seviyesinin altında yaşamak, ayrımcılığa, adaletsizliğe maruz kalmak göçün itici (push) faktörlerinden birkaçıdır. İyi iş imkânlarının olması, insanlık onuruna yakışır bir şekilde yaşam sürdürebilmek, adaletin, eşitliğin var olmasıysa çekici (pull) göç faktörleri olarak ele alınabilmektedir. Bunlarla birlikte itici ve çekici faktörler kadın ve erkeğe göre de farklılık göstermektedir ve bu yüzyılda kadınların göç hareketlerine daha fazla katıldığı verilerle ispatlanmıştır. Göçün kadınlaşmasıyla da birlikte kadınların işgücüne etkileri de artış göstermektedir çünkü kadınlar göç ettikleri ülkelerde kendi hayatlarını kurmak ve bir düzen oluşturmak zorunda kalmışlardır ancak toplumsal cinsiyet[1] normları, ayrımcılık, eşitsizlik ve adaletsizlik işgücünün kadınlaşması sürecinde de ortaya çıkmaktadır. Bu yazıda da kadınların göç etmesine neden olan itici ve çekici (push-pull) faktörler ele alınmaktadır ayrıca göçün kadınlaşmasına, kadınlaşan göçün de işgücü feminizasyonuna etkisi üzerinde durulmaktadır.

  1. Küreselleşme ve Göç Kavramı

Küreselleşme kavramı ele alındığında tek bir tanımının olmadığı ortaya çıkmaktadır çünkü küreselleşme tek bir süreç sonucunda oluşmamıştır. 1970 ve sonrasında neoliberal politikaların hayata geçirilmesiyle birlikte küreselleşme hem hızlanmış hem de ekonomik bir zeminde oluşturulmuştur ancak küreselleşme ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve aynı zamanda teknolojik süreçlerin hepsinin barındığı bir kavramdır bundan dolayı da küreselleşme birçok alanda incelenmiş bir konu haline gelmiştir. Küreselleşme kavramı kimi zaman ekonomik temelli kimi zaman sosyolojik kimi zamansa kültürel açıdan ele alınmıştır. Ekonomik temelli bakıldığında küreselleşme Dunning tarafından (1993), şöyle açıklanmaktadır:  “firmaların sınır-aşan üretimlerine etki eden dünya kaynaklarının yapısını ve örgütlenmesini değiştirecek yönde, üretimin uluslararalılaşmasındaki artıştır.” Bir diğer ekonomist olan Rodrik’se (1997), küreselleşmeyi “geleneksel pratiklerini değiştirme yönünde toplumlara baskı yapan, mal, hizmet ve sermaye piyasalarının bütünleşmesini içeren…” bir olgu olarak tanımlamaktadır. Küreselleşmenin belli bir tanımının olmamasına rağmen sermaye, dünya ve sınır ötesi gibi temel tanımlarda birleştiği görülmektedir. Küreselleşme çok yönlü olduğu için hem bireysel hem de kitlesel etkileri vardır. Küreselleşme keskin bir tanımla sınırlandırılmanın zor olduğunu hayatın içerisindeki değişken birçok örnekte görülebilmektedir. Kağıt toplayıcısının elinde bulunan akıllı telefon, Meksika’nın bir köyünde yetişen gencin Tarkovsky hayranı olması, Vietnam’daki pirinç tarlalarında çalışan işçinin Adidas ayakkabı giymesi, Esenler’de bulunan konfeksiyon atölyesindeki malın kıtalar aşıp Kanada’da satılması küreselleşmedir. Küreselleşme birçok pratiğin ulus ötesi haline gelmesidir bunun için de en iyi örnek uluslar arası şirketler ve sermayenin dağılmasıdır. Sermayenin ve malın dağılması, teknolojinin gelişmesi, devlet politikalarının neoliberalleşmesi, uluslararası şirketlerin çoğalması ve sınırların kalkmasıyla dünya bir köy haline gelmiştir. Küreselleşme bu etmenlerle ele alındığında olumlu bir şekilde yorumlanabilmektedir çünkü artık herkesin her şeye ulaşabilme ihtimali vardır. Başkaya (2009), küreselleşmeye şöyle bir yorum getirmektedir: “kapitalizmin artık eski kapitalizm olmadığı, ‘aklını kullanabilen’ herkese eşit olanaklar sunduğu düşüncesinin yayılmasıdır.” Küreselleşmenin her şeyi etkilemesiyle birlikte bir diğer etkilediği alansa göçtür. Göç kavramını el aldığımızda göç, insanların bireysel ya da kitlesel olarak toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel nedenlerle ikamet ettikleri alandan başka bir alana geçmeleri yani yerin değiştirilmesi eylemidir. Çakır (2011), göçü “insan ve grubun çeşitli faktörler nedeniyle zaman ve mekânda yer değiştirmesi ile eyleme dönüşen, eylemin bitmesinden sonra da etkileri devam eden bir süreçler bütünü” olarak tanımlamaktadır. Sermaye ve malın dağılmasıyla birlikte uluslararası şirketlerin kurulması ve işgücünün yer değiştirmesi söz konusu olmuştur çünkü yüksek değerli ekonomiler yüksek hacimli ekonomilerin yerini almıştır. Göç yüzyıllardır insanlardan tarafından gerçekleştirilen bir olgu olmasına rağmen küreselleşme ve ekonomik gelişmelerle birlikte göç hareketleri de farklılaşmış, hızlanmış ve kadınlaşmıştır. Castles ve Miller (2008), yaşadığımız dönemi göçler çağı olarak nitelemektedir. Papastergoadis (1999), kitlelerin sürekli olarak yer değirmesini göç türbülansı olarak tanımlar ve küreselleşmenin ve göçün birbirini doğuran etkenler olarak görmektedir. Casus ve Miller (2008), göçlerin form değiştirdiğine ve çağdaş göçlerin farklı özelliklerinin olduğunu vurgulamaktadır. Bu özellikler:

  1. Göçün küreselleşmesi (birçok ülkenin göç hareketlerinden etkilenmesi, göç alması ve vermesi),
  2. Göçün hızlanması (göçün çoğalması ve bütün dünyaya yayılması),
  3. Göçün kadınlaşması (kadınların göç hareketlerine daha fazla katılım göstermesi),
  4. Göçün farklılaşması (göç türlerinin çeşitlenmesi),
  5. Göçün giderek siyasallaşması.

Göç toplumsal, kültürel, ekonomik, sosyal, psikolojik ve birçok açıdan ele alınabilir ancak insanların refah seviyesine uygun bir şekilde yaşayabilmek için yaptıkları emek göçü ve daha iyi istihdam fırsatlarını elde edebilmek için yaptıkları göç hareketlerinin ekonomik açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir çünkü bu göçlerin temel motivasyonu insanların yaşamlarını sürdürebilmek için daha iyi iş bulmak ve daha iyi bir kazanca sahip olabilmektir. Göç etmek ya da göçe karar vermek aniden gelişebilecek bir olgu olarak ele alınmamaktadır. İnsanların kıtalar, ülkeler, bölgeler değiştirmesi anlık verecekleri kararlar ekseninde gelişmemektedir. Göç etmeyi sadece bir yerden bir yere gitmek olarak tanımlamak çok sığ bir açıklama olacaktır. Göçü anlayabilmek ve kuramsal bir temel oluşturabilmek için göç etmenin altında yatan sebeplere ve bu sebeplerin cinsiyetlere, ırka, sınıfsal konumlara göre gösterdiği farklıklara da bakmak gerekmektedir. Özellikle uluslararası göçteki hızlanma, farklılaşma ve kadınlaşmadan bahsedilmektedir. Göçteki bu hızlanmanın nedenlerinin küreselleşme ve ekonomik gelişmeler olduğu söylenebilmektedir ancak Lee yaptığı çalışmada göç etmenin nedenlerini kuramsallaştırmıştır. Lee (1966), göçün nedenlerini itme ve çekme (push and pull) kuramı ile açıklamaktadır. Lee’ye göre dört ana faktör insanların göç etmesine neden olmaktadır. Bunlar:

  1. Yaşanan yerle ilgili faktörler,
  2. Gidilmesi düşünülen yerle ilgili faktörler,
  3. İşe karışan engeller,
  4. Bireysel faktörler

Lee itici ve çekici faktörlerin göç etmede önemli tetikleyiciler olduğunu vurgulamaktadır çünkü göç etmek herhangi bir basit eylem değildir. Örneğin: neoliberal politikaların artmasıyla birlikte küreselleşmenin öteki yüzü olan adaletsizlik, eşitsizlik, düşük ücret, kötü ve güvensiz koşullarda yaşamak zorunda kalmak itici faktörler olarak ele alınabilir. Gidilen yerin refah seviyesinin yüksek olması, iyi iş imkânlarının varlığı, adaleti ve eşitliğin ön planda tutulması, iyi bir eğitim ve sağlık imkânlarından yararlanabilinmesi çekici faktörler olarak sıralanabilir ancak bu faktörler de kadın ve erkeğe göre değişiklik göstermektedir. Göçün itici ve çekici faktörleri genel olarak ekonomik temelli ve erkek bakış açısıyla oluşturulsa da kadın açısından göçün farklı nedenlerinin de olduğu görülmektedir çünkü kadın sadece ekonomik temelli değil aynı zamanda toplumsal olarak şekillenen birçok itici faktöre maruz kalmaktadır. Bu itici faktörleri Koffman (2000), evlilik anlaşmazlığı, fiziksel, psikolojik şiddetin varlığı, mutsuz birliktelikler, bozulmuş evlilikler, toplumsal baskı, cinsiyetçi yaklaşımlar, boşanmanın zorluğu gibi ekonomik temelli olmayan diğer faktörlerin de kadın göçü açısından önemli olduğunu ve bunların toplumsal yapı tarafında şekillenen itici faktörler olarak ele alınabileceğinin üzerinde durmuştur. Anker de (2002),

“kadınların istihdamda cinsiyetçi yaklaşımlarla ayrımcılığa maruz kaldıklarını, eşit olmayan ücret aldıklarını ve kadınlara yetersiz eğitim, bakım, sağlık hizmetlerinin sunulduğunu bunlarla birlikte kadınlardan ev işi ve çocuk bakımının üstlenmesi beklenildiğini.”

söylemektedir. Bu sebepler kadın istihdamının birçok yapısal etmen tarafından etkilendiğini de göz önüne sermektedir. Crawley (2000), göçe sebep olan bu yapısal etmenleri göz ardı etmenin kadınları pasif ve güçsüz olarak algılanmasına ve bu zorbacı sosyal yapıları örtbas etmek anlamına geldiğini belirtmektedir. Bu bağlamda İlkkaracan ve İlkkaracan (1998), kadın göçünde bağlantılı göçe sık rastlanıldığını vurgulamaktadırlar.[2] Kadınların göçüne direnme açısından da bakan Koffman (2000), bunu şöyle ifade etmektedir: “kadınlar için ‘algılanan fırsatlar’ ve ‘gerçek fırsatlar’ arasındaki bağlantı göçü etkilemektedir. Kadınlar, göçü, yaşadıkları yerlerdeki baskıcı yapılardan kaçma ve direnme fırsatı olarak görebilirler.” Bunlarla beraber göçün itici ve çekici faktörlerinin kadın ve erkek açısından da farklı yorumlandığı görülmektedir. Göç, kadınların kendi hayatlarında karar alıcı olmaları ve aktif bir rol üstlenmelerine sebebiyet veren olgulardan biri olarak da ele alınabilir çünkü kadınlar göç etmelerine sebebiyet veren hem ekonomik hem de toplumsal yapıları göç etme sürecinde onları etkileyen itici güçler olarak ele almışlardır. Bunlarla birlikte küreselleşmeyle, göçün kadınlaşmasının ve farklılaşmasının hem ekonomik hem de toplumsal sebeplerinin olduğu yapılan çalışmalarla da ortaya çıkmıştır.

  1. Küreselleşme Sürecinde Göçün Kadınlaşması

Küreselleşme ve toplumsal gelişmelerle beraber toplumsal cinsiyet kalıplarındaki değişimin ve dönüşümün etkisi göç hareketlerinin üzerinde de görülmeye başlanmıştır. Ravenstein (1884), “kadınların erkeklerden daha çok göçmen oldukları” tespitini yapmasına rağmen toplumsal cinsiyet bakış açısıyla göç kavramına yaklaşmak uzun bir zaman almıştır çünkü göçe karar veren ve göç edenlerinin çoğunun erkek olduğu düşünülmektedir. Kadın göçü ayrıca ele alınmamış ve kadınlar eşlerini takip eden, göç etme kararında aktif bir rol üstlenmeyen bireyler olarak düşünülmüştür ve bu da göç çalışmalarının daha çok erkek eksenli olarak yapılmasına sebebiyet vermiştir. Akademide yürütülen göç ve küreselleşme çalışmalarına bakıldığında bir süre erkek temelli araştırmaların yapıldığı göze çarpmaktadır ancak küreselleşmeyle birlikte birçok olgunun değişmesiyle birlikte göç sadece erkek tarafından gerçekleştirilen bir eylem olmaktan çıkmıştır ancak akademik çalışmalara yansıması yine uzun bir zaman almıştır. Koffman (2000), “kadın göçmen emeğinin daha az vasıflı alanlarda incelendiğini…” belirtmektedir ve böylece kadınların ikincil durumlarının göç çalışmalarına da yansıdığını vurgulamıştır. Hâlbuki göç etmenin, göç süreçlerinin ve sebeplerinin, yola çıkmanın ve yeni bir yere uyum sağlamanın kadın ve erkek açısından farklı yorumlanacağı da kaçınılmaz bir gerçektir çünkü göç esnasındaki birçok olay kadın ve erkek rollerine göre biçimlendirilmektedir. Toplumun yarısını oluşturan kadınları göz ardı ederek göç olgusuna sadece erkek bakış açsıyla bakmak akademik olarak yapılan çalışmaların tarafsızlığını ve güvenirliğin zedelemektedir. İlkkaracan ve İlkkaracan (1998), “aile ve toplumdaki yeri düşünüldüğünde riskli gruplar içinde öncelikli ele alınması ve sorunlarına çözüm getirilmesi gereken önemli gruplardan birisinin kadın grubu” olduğunu yaptıkları birçok çalışmada belirtmişler ve göç çalışmalarındaki kadın duruşunun önemini vurgulamışlardır. Hem göç etmenin hem de göç sürecinin kadın ve erkek için aynı anlama gelmediği ve aynı süreçlerden geçseler bile farklı deneyimlerin söz konusu olacağı aşikârdır. Bretell (2003), çalışmasında bu konuyu şöyle ele almaktadır: “göç analizlerinde toplumsal cinsiyeti merkeze alan çalışmalar, göçe kimin katılacağı, göçmenin nereden, nereye ve ne zaman gideceği konusunda toplumsal cinsiyetin etkili olduğunu göstermektedir.” Bir kadın göçmen ile bir erkek göçmen arasındaki fark sadece biyolojik temelli olan cinsiyet farkı değildir, toplumsal olarak inşa edilen toplumsal cinsiyet normları bu iki göçmenin arasındaki farkı belirginleştirmektedir. Bu farklılaşma göçün itici ve çekici faktörlerinde de görülmektedir. Bir ailede göç kararı verilirken göçe kimin katılacağı, nereye ve ne için gidileceği karar aşamalarına bakıldığında bu aşamalarda erkeğin ön planda olduğu ve kadının geride kaldığı göze çarpmaktadır. Mutluer (2012), uluslararası göç sürecinde geride kalanların kadın olduğunu ve göçe dahil olamamalarının en önemli sebeplerinden birisinin toplumsal cinsiyet normları olduğunu yaptığı çalışmasında vurgulamıştır. Bunlarla beraber 1970’lerden sonra küreselleşmeyle birlikte göçün ivme kazanmasıyla göçmen kadınların sayısında ciddi bir artış gözlemlenmektedir ki bu da “göçün kadınlaşması” kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Göçün kadınlaşmasıyla birlikte, 1970’ten sonra göç çalışmalarında feminist bir bakış açısının ver aldığı görülmektedir böylece göç sürecindeki kadın deneyimi de ciddi bir önem kazanmıştır. Göç alanındaki yapılan ilk feminist çalışmalara bakıldığında Pessar ve Mahler (2003), “kadınların göçe katkı sağlayan” kişiler olduğu belirtmiştir ayrıca kadın deneyimlerini daha iyi anlayabilmek ve yorumlayabilmek için göç çalışmalarına ‘kadın duruş noktası’[3] ile (feminist standpoint) yaklaşılmasının önemini vurgulamıştır. Göç ve göç süreçlerinin toplumsal cinsiyet bağlamında değerlendirmek ve kadın deneyimlerini ön plana çıkarmak için araştırmacıların kadın duruş noktası ile hareket etmeleri göç çalışmalarının farklı bir perspektif ile çalışılmasını sağlayacaktır. Koffman (2000), kadın göçünün üzerine araştırma yaparken feminist kuram, toplumsal cinsiyet bakış açısı ve göçün kendi dinamiklerinin dikkate alınması gerektiğinin üzerinde durmuştur çünkü göç artık tek bir bakış açısıyla ele alınabilecek bir olgu olmaktan çoktan çıkmıştır. Feminist ve toplumsal cinsiyet bakış açısıyla göç ele alındığında göç sürecindeki kadının varlığı, kadını göç etmeye iten sebeplerin ne olduğu, göçten sonraki aşamalarda kadının karşılaştığı maddi ve manevi mücadele alanlarının neler olduğuna ilişkin soruların cevabı bulunabilecektir. Göçte kadın deneyiminlerinin üzerine araştırmak sadece kadını iyi anlamak değil aynı zamanda kadına dair sorun alanlarına çözüm üretmeye de fayda sağlayacaktır. Göçteki kadın deneyimini görmezlikten gelmek kadının yaşadığı ve yaşayacağı sorunları da örtbas etmek demektir.

  1. Göçün Kadınlaşmasının Kadın İşgücüne Etkileri

Küreselleşmeyle birlikte göçün hızlanması göçün farklılaşmasına ve kadınlaşmasına sebebiyet vermiştir. Göçmen kadınların gittikleri ülkede yaşamlarını kazanmaya çalışmaları da o ülke içerisindeki sosyal ve ekonomik değişimlere de neden olmuştur. Göç eden kadın sayısının artması göçmen kadın istihdamının da artmasına sebebiyet vermiştir ancak göçmen kadın istihdamının artması kadınlara adaletli ve eşitlikçi bir şekilde yaklaşılmasını sağlamamıştır aksine kadınlar belli alanlarda istihdam fırsatı yakalamış ve iyi olmayan koşullarda çalışmak zorunda bırakılmışlardır. Bunlarla beraber göçmen kadın işçiliğin ucuz ve esnek olması kayıt dışı sektörlerde çalışmak üzere göç eden kadınların oranını da oldukça yükseltmiştir çünkü göçmen kadınlar kötü şartlarda çalışmak zorunda bırakılsa da bir işe sahip olmanın avantajlı olduğunu belirtmektedirler. Ayrıca kadın göçmenlerin enformel işlerdeki istihdamı işgücünün kadınlaşmasının önemli göstergelerinden birisi olarak görülmektedir.

Sassen de (1998), göçün kadınlaşması ve işgücünün feminizasyonu hakkında şunları demektedir:

“Göç alan ülkelerin örgütsüz ve düşük ücretleri kabul edecek işçileri talep etmesi, hizmet sektörünün genişlemesi ve yoğun fiziksel güç gerektiren işlerin azalması ile kadınlarla ilişkilendirilen işlerin artması, yerli kadınların politikleşmesi ve yeniden üretimin sınıf ve ırk ekseninde tekrar düzenlenmesi göçmen kadın talebini arttırmıştır.”

Sassen’in de belirttiği gibi göç alan ülkelerin göçmen kadınlara rağbeti artmaktadır çünkü göçmen kadınlar düşük ücretli, güvencesiz, kayıt dışı ve düşük statülü işlerde çalışmayı kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Ayrıca Sasses (2000), kadın işgücü istihdamının artmasını şu üç temele dayandırmıştır. Bunlar: kadın emeğinin erkek emeğinden daha ucuza satın alınabilmesi, kadın emeğinin daha kolay kontrol edilebilmesi, kadın emeğinin eve bağımlı ve serbest olmayan bir niteliğinin olması ve böylece birçok ülke göçmen kadınların bulundukları zor durumdan yararlanarak daha ucuz ve kolay denetlenebilir bir işgücü emeğine sahip olabilmektedir. Ulutaş ve Kalfa’ysa (2009), göçün ve iş gücünün kadınlaşmasının en önemli sebeplerinden birisinin çalışma amaçlı düzensiz göçlerin olduğunu belirtmektedirler. Sovyetler birliğinin yıkılmasıyla kadınların Türkiye’ye göç etmeleri buna bir örnek olarak verilebilmektedir. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’na göre (UNFPA 2014), göçmen kadınların düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kaldıklarını, cinsiyet ayrımcılığı yapılan işlerde ve ev işleri gibi düzenli bir gelirin olmadığı sektörlerde iş bulabildiklerini belirtmektedir. Şafak (2008), yaptığı çalışmasında göç eden kadınların yaşadıkları ekonomik zorluklar yüzünden geliri az ve düşük statülü olan işlerde (gündelikçi, konfeksiyon işçiliği, kapıcılık) çalıştıklarını ortaya çıkarmıştır. Adanu ve Johnson (2009), Amerikan Birleşik Devletleri’ne iş bulma amacıyla göç eden kadınların sayısının son kırk yılda iş nedeniyle göç eden erkek sayısıyla aynı olduğunu istatiksel verilerle ortaya koymuşlardır. UNFPA (2014), verilerine göre “göçmen kadınların erkek göçmenlere göre düşük gelirli olmasına rağmen ekonomiye milyonlarca dolar katkıda bulundukları, ancak devlet politikaları tarafından onların ekonomiye katkılarının göz ardı edildiği” ortaya çıkarmaktadır çünkü bu işçiler hem kadın hem de göçmendir. Toksöz (2006), göçmen işçi kadınların yerli işçi kadın karşısında ve kadın olarak erkek göçmen karşısında dezavantajlı durumda olduğunu belirtmiştir ve göçün her aşamasında toplumsal cinsiyet yeniden üretilmektedir ve kadınlar toplumsal cinsiyetçi anlayışa göre kadınlığa yüklenen anlamlar içerisinde istihdam edilmektedirler. Buradan yola çıkarak göç sürecine dâhil olan bir kadın hem küreselleşmenin getirdiği zorluklar hem de toplumsal cinsiyet kalıplarıyla mücadele etmek zorunda kalacaktır ki bu özelikle işgücü piyasasında var olmaya çalışan göçmen kadının daha fazla sömürülmesine yol açacaktır. Göçmen kadının hem ekonomik hem de cinsiyetçi bir sosyal yapı alanında iş bulabilmesi ve bulduğu takdirde de kendi emeğinin karşılığını alabilmesi gittikçe zorlaşmaktadır. Bunların yanı sıra ayrıca çalışma alanlarının darlığı, işsizlik oranlarının yüksekliği ve toplumsal cinsiyet normlarının baskın olmasıyla birlikte göçmen kadın istihdamı hem belli alanlarda yoğunluk göstermekte hem de cinsiyetçi bir yapı içerisinde varlığını sürdürmektedir. Örneğin: Ev eksenli çalışma alanının göçmen kadınlar tarafından doldurması. Koffman (1999), ABD’de ev hizmeti sektöründe çalışanların büyük bir bölümün kadın göçmenler olduğunu ve aynı şekilde AB’de de yaklaşık bir milyon kadın göçmenin ev hizmet sektöründe çalıştığını belirtmiştir. Başka bir çalışmasında Koffman (2004), kadınlaşan göç hareketlerindeki artışın işgücü piyasasındaki temel yansımasını fuhuş ve ev hizmeti sektörlerinde olduğunu söylemektedir. Göçmen kadın işgücünün belli alanlarda yoğunlaşması kadınlık rollerinin yeniden üretilmesine sebebiyet vermektedir çünkü burada da kadına ev içi alan açılmaktadır ve yine kadın kamusal alanda var olamamaktadır. İstihdam sürecinde hem kadın hem de göçmen olmak kadınların birçok alanda mücadeleye zorlamaktadır. Hirata (2009), yaptığı çalışmasında, ekonomi alanında toplumsal cinsiyetin kendisini iki temel şekilde gösterdiğini söylemektedir; “toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve üretim araçlarının toplumsal cinsiyete dayalı olarak bölünmesidir.” Böylece toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliğin kadınların emeğinde ve bedeninde yansıması görülmektedir. Yalçın da (2015), İşgücünün feminizasyonuyla birlikte göçmen kadın emeğinin cinsiyetçi işbölümü yüzünden değersizleşmesine ve göçmen kadınların düşük statülü ve güvensiz alanlarda çalıştırılmasına referans vermektedir. Göçmen kadın işgücünün değersizleştirilmesi ve her zaman yedeği bulunabilecek bir işgücü olarak görülmesi işgücünün kadınlaşmasını zorlaştırmaktadır ve bununla birlikte göçmen kadın işgücünden etkin bir biçimde yararlanılmamaktadır. Böylece, göçmen kadınların toplumsal cinsiyet rollerine göre iş bulmaları hem onların kapasitelerinin ziyan olmasına hem de sağlayacakları yararın göz ardı edilmesine de neden olmaktadır.

 Sonuç

1970’lerden sonra dünyadaki yapısal değişmeler ve küreselleşmeyle birlikte yoksulluktan, işsizlikten, yaşanan ekonomik ve sosyal buhranlardan en çok etkilenen gruplardan biri kadınlar olmuştur. Kadınlar yaşadıkları sıkıntıların üstesinden gelebilmek, yeni iş imkânları ve daha iyi yaşam standartlarında yaşayabilmek için çeşitli yöntemler kullanmışlardır ve bunlardan bir tanesi de gelişmiş ülkelere göçtür. Göç uzun yıllar boyunca akademide ve diğer çalışma alanlarında erkek bakış açısı ile çalışılmış ve göçün ana merkezine erkek konumlandırılmıştır bu da kadının göç süreci içerisindeki deneyiminin göz ardı edilmesine ve kadının, göç ve ondan sonraki süreçlerde yaşadıkları sıkıntıların duyulmamasına neden olmuştur. Ancak kadınların göç hareketine katılması göçün kadınlaşmasına sebebiyet vermiştir ve bu da kadınların göç sürecinde pasif değil aktif bir özne olarak yer almasını sağlamıştır. Göç sürecinde kadın deneyimini anlamak ve kadın gerçekliğini ortaya koymak için göç çalışmalarına feminist bir bakış açısıyla yaklaşılması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet bakış açısıyla göç olgusuna bakmak göçteki kadın ve erkek deneyimlerini, kadını ve erkeği göçe iten sebepleri, kadından ve erkekten beklenen davranışların farklılığını ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Göçün kadınlaşmasıyla birlikte kadının işgücüne katılımı da artış göstermektedir çünkü kadın gittiği ülkede yaşamını sürdürebilmek ve asgari ölçüde geçimini sağlayabilmek için çeşitli sektörlerde çalışma talebinde bulunmaktadır. Göçmen kadının çalışma talebi ancak enformel sektörlerde arz görmektedir çünkü kadının emeği ucuz, denetlenebilir, vasıfsız ve yeri doldurulabilir olarak görülmektedir. Bunlar da göçmen kadın emeğinin değersizleşmesine aynı zamanda kadın istihdamının cinsiyetçi bir bakış açısıyla oluşturulduğunu gözler önüne sermektedir. Göçmen kadınların daha çok ev içi hizmette ve fuhuş sektöründe istihdam imkânı bulması toplumsal cinsiyet rollerinin kadın işgücünü şekillendirdiği görülmektedir. Böylece kadın işgücünün belli alanlarda yoğunlaşması ve bundan dolayı değersizleşmesi kadınlık rollerinin tekrardan göçmen kadın istihdamında ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Göçmen kadın işgücünün değerli bir hal alabilmesi için kayıt dışılıktan, güvensiz ortamdan kurtulması gerekmektedir. Bunlarsa ancak devlet politikaları ile sağlanabilmektedir. Devletin göçmen kadın işgücünün verimli ve etkin kullanılabilmesi için eşitlikçi ve adaleti sağlayan politikalar üretmesi gerekmektedir. Aksi takdirde göçmen kadın işgücü serbest piyasanın ve neoliberal politikaların kıskacında hep değersiz ve ucuz bir hal alacaktır.

[1] Toplumsal cinsiyet, cinsler arasındaki biyolojik farklılaşmanın ötesinde toplumda inşa edilen, kadın ve erkek olmaya yüklenen işlevler olarak tanımlanmaktadır.

[2] Bağlantılı göç, ailenin herhangi bir nedenle (iş bulma veya iş tayini) göç eden erkek üyelerini takip eden kadınların hareketini tanımlayan olgudur.

[3] Kadın duruş noktası kavramı kadınların deneyimlerine odaklanmak, kadınları öncelikli ele almak anlamında bir duruş ifade eder. Kadın duruş noktasına göre bilgi konumludur ve bilginin üretildiği çoklu duruş noktaları vardır.

YAZAR: Sultan Betül Kaya

 

KAYNAKÇA

Adanu, RMK., Johnson, TRB. (2009). Migration and Women’s Health. Int J Gynaecol Obstet. 106: 179-181.

Anker, E. D. (2002). Refugee Law, Gender, and the Human Rights Paradigm. Harvard Human Rights Journal (15) http://www.law.harvard.edu/studorgs/hrj/

Başkaya, F. (2009). Küreselleşmenin Karanlık Bilançosu. İstanbul: Özgür Üniversite Kitaplığı.

Bretell, C. (2003) Anthropology and Migration: Essays on Transnationalism, Ethnicity, and Identity, Walnut Creek: Altamira Press.

Castles, S., Mark, J. M. (2008). Göçler Çağı: Modern Dünyada Uluslar arası Göç Hareketleri. (Çev. B. U. Bal & İ. Akbulut), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi

Crawley, H. (2000). Gender Persecution and the Concept of Politics in the Asylum Determination Process. Forced Migration Review Gender and Displacement Issue, 9.

Çakır, S. (2011). Geleneksel Türk Kültüründe Göç ve Toplumsal Değişme. SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi(24), 129-142.

Dunning, J. (1993). The Globalization of Business. London: Routledge.

Hirata, H. Laborie, F., Le Doare, H. ve Senotier, D. (2009). Eleştirel Feminizm Sözlüğü, Çev. Acar-Savran, Gülnur. İstanbul: Kanat Kitap

İlkkaracan P, İlkkaracan İ (1998). 75 Yılda Köylerden Şehirlere. 1990’lar Türkiye’sinde Kadın ve Göç (Eds P İlkkaracan, İ İlkkaracan), İstanbul, Tarih Vakfı Yayınları.

Koffman, E. (1999). Female birds of passage a decade later: gender and immigration in the European Union. International Migration Review, 33 (2)

Koffman, E. Phizacklea, A. Raghuram, P. Ve R. Sales. (2000). Gender and International Migration in Europe Employment Welfare and Politics, New York, Routledge.

Koffman, E. (2004). Gendered Global Migrations: Diversity and Stratification. International Feminist Journal of Politics, 6(4): 643-665.

Lee, E. (1996). A Theory of Migration, Demography, 3: (1), pp.47-57

Mutluer, M. (2003). Uluslararası Göçler ve Türkiye: Kurumsal ve Ampirik Bir Alan Araştırması Denizli Tavas, İstanbul, Çantay Kitabevi.

Papastergoadis, N. (1999). The Turbulance of Migration. Polity Press: Cambridge.

Pessar, R.P. ve Mahler, S., J. (2003) Transnational Migration: Bringing Gender. The International Migration Review. 37 (I).

Rodrik, D. (1997). Has Globalization Gone Too Far ?, Washington, DC: Institute for International Economics.

Sassen, Saskia. (1998). The Mobility of Labor and Capital: A Study in Internaitonal Investment and Labor Flow. Cambridge: Cambridge University Press.

Sassen, S. (2000). “Women’s Burden: Counter-geographies of Globalization and the Feminization of Survival” Journal of International Affairs, s 53(2) s.503-24.

Şafak, M. (2008). Kırsal Alandan Kentsel Alana Göç Eden Kadınların Yeni Yaşama Uyum Durumlarının Araştırılması (Yüksek Lisans Tezi). Ankara, Gazi Üniversitesi.

Toksöz, G. (2006). Uluslararası Emek Göçü, İstanbul Bilgi Üniversitesitesi Yayını, İstanbul

Ulutaş ÇÜ, Kalfa A, (2009) Göçün Kadınlaşması ve Göçmen Kadınların Örgütlenme Deneyimleri. Fe Dergi: Feminist Eleştiri, 1(12): 13-25.

UNFPA (United Nations Population Fund), (2014) Migration: A World On The Move. http://www.unpfa.org/pds/migration.html

Yalçın, Ç. (2015). Türkiye’de Ev Hizmetlerinde Çalışan Göçmen Kadınlar ve Ekonomik Şiddet. Fe Dergi. S. 50-60

Görsel: https://globalisms.wordpress.com/globalization-and-women/