Notlar-2

İnsan kolonisi (26 Şubat 2018)

Diğer tüm canlılar çoğaldıkça organize olmaları kolaylaşıyor ama ne yazık ki aynısını insan için söyleyemiyoruz. Hatta tam tersi ne kadar çok kalabalık o kadar çok karmaşa. Ruh bilimci Carl Gustav Jung böyle diyor. Bence bu konuda biraz düşünmemiz lazım. Mesela bir şehirde yaşananlara karşı bir karınca yuvasında yaşananları karşılaştıralım. Bir karınca yuvasının tek hedefi vardır kışı geçirmelerine yetecek kadar malzemeyi yuvaya taşımak. Bir şehrin ise bir amacı yoktur. Şehirlilerin bir amacı vardır. Günü kurtarabilecek kadar malzemeyi eve sokabilmek. En temelde hedefler aynı gibi duruyor hayatta kalmak ve yukarıdan baktığımızda her ikisi de hedefine ulaşıyor. Fakat tek farkla şehirde yuvasına herkes malzeme götüremiyor. Peki bu farkı nasıl engelleyebiliriz? Yani şehri, koca bir karınca yuvası haline nasıl getirebiliriz? İşte bu soru hep soruluyor ama asla cevaplanmıyor?


Tanrıyı göremeyişimiz (19 Şubat 2018)

İyilik, kötülüğe muhtaç kalmış bir şeydir çünkü varlığını sadece kötülüğün olduğu bir yerde ifadelendirebilir. Her şey zıttıyla, tam tersiyle var oluyor. Belki de bu yüzden Tanrıyı göremeyiz zıddı olmadığı için ama bu bir “belkiden” öteye geçemez mi?


İdeolojinin çelişkisi (19 Şubat 2018)

İdeoloji kendini anlamlandırmak ve sınırını çizmek için bir diğeri yaratmak zorunda. Bu diğerlerini yaratma ideolojinin kendini ifade etme biçimi. Aynı zamanda ideoloji bir birleştiricilik iddiasında da bulunmalı. Çünkü kendi ideolojik çerçevesine kendi ideolojik bireyini yerleştirecek. Bunu da tüm insanlığı kapsayacak biçimde yapmak zorunda olmalı yoksa hedefi olan her bireye bir rol biçme olayına ulaşamaz. O halde ideoloji hem kendine bir öteki hem de kendine bir birleştiricilik yaratıyor. O halde ideoloji kendisiyle çelişiyor.


Sör Joker vs Thomas Batman (12 Şubat 2018)

Joker ve Batman’in birbirlerine attığı yumruk ve tekmelerin ardında aslında baya felsefi bir tartışma var. Joker de Batman de var olan dünyada ki etik değerlere karşı çıkan tiplerdir. Batman adaletsiz dünyada adaletin sağlanması için bazı kuralların esnetilebileceği esnek dünya görüşündedir. Esneklik göster(e)mediği tek kuralı ise malum kuralıdır. Öldürmemek. Hatta filmin dışında bir çizgi filminde Joker bir zehrin etkisiyle ölmek üzeredir ve Batman’nin sahip olduğu panzehiri almak isterken şişeyi kırar. Yere dökülen panzehiri içmek için davranırken, Batman ona aslında seni ölüme terk etmeyecektim der. Bu Joker’in çok hoşuna gider ve kahkahalara boğulur. En büyük düşmanını bile öldürme gönlü yoktur. Yani Batman dünyada olan kuralları beğenmeyerek kendi tek kuralını işlemektedir. Joker’in görüşü ise adaletin olmadığı bir dünyada merhametin olması büyük bir şakadır. Eğer adalet hiç yoksa merhamette olmamalıdır. Hatta eğer tüm bu medeniyet denilen şeyleri ortadan kaldırabilirsek bu büyük şakaya son verebiliriz der. Onun dünyasında Batman dürüst olmayan bir karakterdir. Dünyanın adaletsizliğine tek kuralla çözüm üretmenin saçmalığından dem vurarak insanın gerçek insan olduğu vahşi kuralsız düzene geri dönülmesi gerektiğine inanır.


Flow (

İnsan mutluluğu sadece benliğinden kurtulduğu zaman yakalayabilir. Buna Mihaly Csikszentmihalyi “flow” – Türkçesi akış- diyor. Eğer insan bir işte odaklanarak flow’un içine girebilirse kendi benliğinden sıyrılır. Mesela çok sevdiğiniz bir işe odaklandığınızda karnınızın acıktığını v.s. hissetmediğiniz olur. Hatta Csikszentmihalyi flow’un içerisinde zaman kavramının olmadığından da bahseder. Mesela odaklandığınız işlerinizi yaparken zamanın da nasıl geçtiğini anlamayız. Mutluluk zamanın ve benliğin dışında bir yerde duruyor. Daha önceden hayatın anlamını hakkında yazdığım şeylerde Schopenhauer’un hayatı “irade göstermek” olarak tanımladığından bahsetmiştim. Bu iki görüşü birlikte yorumlarsak sevdiğin bir şeyde irade göstermek, hayatını anlamlandırıyor ve senden geri alınacak olan benliğinden sıyrılarak, asıl olan sene ulaşıyorsun. Bu da mutluluğu bulmanı sağlıyor.


Çocuklar üzerinden bir iktidar okuması (1 Şubat 2018)

Gene bir uzak akrabanın haylaz çocuklarını kandırdığım günün sonuna geldik. Peki bugün bu hangi yalanlara inandırdım?

1- Matematiğim o kadar iyi ki bir tespihin tanelerini bir saniyede sayabilirim. (tespih gelir bir saniye de sayılır 99 denir ve çocuklar sağlamayı yaparlar ve şaşkın bakışlar)

2- Gözlerim o kadar iyi ki bir kibriti dokunmadan zıplatabilirim. (bir ufak tutuş farkıyla kibrit zıplatılır ve şaşkın bakışlar)

3- Para yok edebilirim. (gene ufak bir numarayla saklanır ve şaşkın bakışlar)

4- Küçükken bir saatte 7 kitap okuyabilirdim. (zaten üç tane olağan üstü şeyi gören çocuk buna inanır)

5- Beş ilk okulda okul benim müdür olmamamı istedi ama annem izin vermediği için olmadım. (müdür imajı önemlidir güven verir)

6- 11 yaşında matematik nobel ödülünü aldım. (hemen yukarıda ki palavraları atarken saydığım vazodaki çiçeklerin sayısı söylenir ki matematiğimin iyi olduğuna inansınlar ve inanırlar, nihayetinde masumlar)

7- 13 yaşımda milli takıma teknik direktör olarak çağrıldım ama su çiçeği olduğum için gidemedim.(hemen ufak plastik topla bir iki çalım atılır çocuğa bir iki hareket yapılır ve şaşkın bakışlar)

Bundan sonra çocuklar her şeye inanıyor. Başbakan olacaktım da muhalefet partililer itiraz etti mi dersiniz. 79 tane olimpiyat madalyası aldım ama mahallede çaldılar mı dersiniz bilemem. Asıl nokta yalanın asla gerçekleşmemesi. Siz de bu taktikleri kullanarak sıkıcı gecenizi çocuk trolleyerek geçirebilirsiniz. Şimdi bunları niye anlattık? Çünkü aslında iktidarlarda bize, aynı Minecraft videosu izlemekten beyni sulanan çocuk muamelesi yapmakta. Bilgiyi, kendi inandırıcı propaganda teknikleriyle eğip büküp bize sunarlar. Bir uzmanlar ordusu her gün bir çok konuda bir çok yorum yaparlar ve biz sadece uzman oldukları için bazen ise daha farklı  bir çok sebepten (bazen kerameti bazen gazabı) dolayı biz devletin/muktedir olanın gücüne inanırız. Bizim için devlet her şeyi gözlemleyen bir üst varlıktır. Devlet her zaman başarılı olan, her zaman varlığı gerekli olan, dokunulmaz süper bir güçtür. – Hobbes’un tanımıyla dünyevi tanrı-. Ve ondan gelen bilgi muhakkak doğru olandır. Aynı çocukların inanması gibi biz de devlet denen bilgine inanırız. Yani kısacası ünlü bir filmin ünlü bir repliğinin dediği gibi: “Irak savaşında gördüğünüz tek şey üstüne bombalar yağan bir binaydı. Ben o binan içindeydim.”


Sevgili okuyucular bu ufak notlar kendi kişisel Twitter hesabımda yazdığım paylaşımlarımdır. Bir yazı haline getirilmeyen bu notların kaybolmaması için düzenli bir biçimde buraya ekleyeceğim. Güncel bir biçimde takip temek isterseniz bu linkten ulaşabilirsiniz. Sevgiliyle kalın.