Demokrasi Çelişkisi

Antik Çağ düşünürleri demokrasiyi niçin kötü bir yönetim biçimi olarak nitelendirmişlerdi? Şüphesiz bugün insanlar demokrat olmalarıyla övünmektedir. Fakat bunu Antik Çağ’da yapsaydınız sanırım bugünün totaliter rejim savunucuları gibi topa tutulacaktınız. Demokrasi denilen yeni tanrımızın, biz tarafından bu kadar yüceleştirilmediği bir dünyada insanlar kendilerinin yönetimini kendilerine değil de bir başkasına vermeye daha meraklıydılar. Bunun en temelde iki sebebi vardı; demokrasinin felsefi olarak çelişkili yapısı ve demagogların saldırabileceği birçok açığının olması.

Demokrasi, hepimizin oy kullanması sonucu çoğunluğun yani genel olanın istediğini elde ettiği fakat bunu elde ederken belli başlı bireysel özgürlüklere saygı göstermeyi de ihmal etmeyen(!), meşruiyetini tanrıdan almaktansa kendisini tanrı konumuna yüceltmiş süper yönetim biçimimiz. Kimi zaman tekerleği patlayan bir kamyon deseydik belki de daha doğru demiş olacaktık. Demokrasi tüm masumiyetinin yanında içinde değişik bir felsefi çelişkiyi de barındırır. Richard Wolheim’in ünlü mecazıyla açıklayalım; Bir toplum bir gün geyiklerin avlanmasının yasaklanması hakkında bir referandum yapar. Referandumda geyik avı devam etsin ve geyik avı yasaklansın oyları atılır ve sandıktan geyik avının devam etmesi yönünde bir sonuç çıkar. Ne yazık ki referandumu geyik avı karşıtları (ve dolaylı olarak geyikler) kaybetmişlerdir. Bu durumda kendini demokrat olarak tanımlayan bir geyik avı karşıtının, hem demokratikliğinin bir getirisi olarak sonucu kabul etmesi hem de geyik avını etik bulmadığı için bunu kabul etmemesi gerekliliği doğar.[1] İşte Richar Wolheim’in çelişkisi buradadır. Bu birey hem bir şeyi onaylamak hem de onaylamamak durumunda kalmıştır. Bu çelişkili duruma karşı Honderich ve Pennock, geyik avı karşıtı bireyimizin saygın bir düşünce biçimini benimseyerek “Evet, ben geyik avına karşıyım fakat biz bugün bu demokratik seçimi kaybettik. Bunun anlamı, çoğunluğa katılmasamda onların bu isteğine karşı koymamaktır.” Demesinin çelişkiyi yok edeceğini ifade etmişlerdir. Fakat çok karşılaşılamayacak bir durum olmasına rağmen demokrasinin kendini ortadan kaldıracağı bir seçimde bu durum tekrar bir çelişki ortaya atar. Nasıl mı? Aynı toplum bu sefer yeni yönetim biçimlerinin demokrasi değil de tiranlık olması yönünde bir oylama yapmaya karar verdi ve bu oylamanın sonucunda tiranlık isteyenler referandumu kazandılar diyelim. Bu yeni durum demokrasi isteyenlerin bu duruma saygı göstermek zorunda olmalarını gerekmektedir çünkü bu demokratik bir karardır. Fakat bu durumdan dolayı demokrasinin kalmasını, demokrasinin faziletlerine inandıklarından dolayı da kabul edemezler. Yani bu durumda hem demokratik olup hem de demokratik olmamaları gerekmektedir.[2] Nur topu gibi bir çelişki daha karşımıza çıktı.

Demokrasinin en iyi yönetim biçimi dalında Oscar’ı alamamasının bir nedeni de demagogların saldırısına çok açık bir yönetim biçimi olmasıdır. Platon, kutsal kitabı Devlet’te ünlü bir gemi hikâyesi anlatır; Bir geminin sahibi gemisiyle (ya da gemiciğiyle) yol almak ister ama kendisinin ne kulakları tam duymaktadır ne gözleri çok iyi görmektedir ne de gemi yürütme işlerinden anlamaktadır. Bu yüzden gemisinde gemiyi yönetmesi için bir grup gemici de vardır fakat gemiciler gerçekten gemi yönetme konusunda iyi değillerdir. Sürekli gemi sahibi olan adamcağızın etrafında gemiyi ben yöneteyim, ben yönetirsem şöyle güzel olur böyle şahane olur diye baskı kurarak dolanmaktadırlar. Geminin sahibi ne zaman birini seçse diğer gemiciler onu baskılayarak ya da seçilen adayı bir şekilde saf dışı bırakarak duruma müdahale etmektedir. Yani anlayacağınız gemiyi gerçek bir gemici asla yönetememektedir.[3] Hz. Platon’unun bu mecazından yola çıkarak günümüz demokrasilerinin sıkıntısı anlamak zordur. Çünkü günümüzün toplumları bir geminin tayfasından çok daha karmaşık sistemlerin bir araya gelmesinden doğan bir organizasyon yapısıyla yönetilir. Fakat günümüz demokrasinin, gemicilerden daha büyük bir sıkıntısı daha vardır; Demagoglar! Demagoji kelime anlamıyla duygulara hitap ederek, safsata üretmeyi ve bu safsataları kullanarak toplumu yönetmenin amaçlanmasıdır. Safsatalar çoğu zaman gerçek gibi görünerek halkı yani geminin asıl sahibini kandırır ve yönetime işin ehli bir politikacının geçmesi yerine iyi bir demagogun geçmesine neden olur. Bu yüzden demokrasiyle iktidarı ele geçiren biri çoğu zaman halkın mantıkla ve akla dayalı olarak seçtiği bir lider değildir. Özellikle 1960’lı yıllardan sonra ortaya çıkan kitle iletişim silahları -bazıları kitle iletişim araçları da diyor ama ben silah oldukları kanısındayım- demagogların oyun alanını genişletmiş ve kendilerinin söylem yaratma gücüne güç katmıştır. Hatta sosyal medya gibi direkt kişinin kendisine ulaşılabilen bir platformda, yanlış bilge ve safsataların üretilmesi yüksek oranda demagogların işini kolaylaştırmıştı. Troll denilen sosyal medya hesapları tam olarak bu durumun tezahürü bir meseledir. Demagogların iktidarı, demokratik bir bakış açsından bakıldığında elbette meşrudur. Çünkü her ne kadar yetkinliği tartışılabilir bir konu olsa da oraya halk tarafından getirilmiştir. (Oraya oyuncak bir ayıyı bile seçseniz meşrudur zaten) Bu yüzden demokrasinin temel sorunu meşruiyeti çoğunluktan almasıdır. Halkın çoğunluğu kimi zaman yanlış karar verebilir, kimi zaman ise yanlış düşünceye yönlendirilebilir. Daha büyük bir sıkıntı ise halk kendi yapmış olduğu bir hatadan her zaman kendisi ceza çekmeyebilir. Örneğin; bir savaşa karar veren halk, savaş açtığı halka da (ya da azınlığa) zarar vererek bir suç işlemiştir ve bu suçu çoğunluğun kararı diyerek meşrulaştırmaktadır. Diğer yönetim biçimlerinde de aynı şeyler olabilir dediğinizi duyar gibiyim. Evet olabilir. Fakat demokraside ki sıkıntı bu kötü kararın bir sorumlusunun olmamasıdır. Tiranlıkta bir tiran varken, çoğunluğun tiranlığında bir tiran yoktur. Bir suçu ne kadar çok insana paylaştırırsanız, öz sorumluluğu o kadar azılır. Eğer herkese paylaştırırsanız, ortada her hangi bir sorumluluk kalmayacaktır.

Tüm bu laf salatasının ötesinde demokrasi, tüm bu çelişkili doğası ve etkilenebilir hassas yapısının yanında, gücü herkese dağıtmasıyla diğer tüm yönetim biçimlerinden daha az bozulmaya yatkın olduğu bir gerçektir. Ne demiş Wiston Chuchill: ‘’Demokrasi en kötü yönetim biçimidir. Eğer diğerleri olmasaydı.’’ [4]

Kaynakça:

[1] Gutmann, A., 1993. “Democracy”, A Companion to Contemporary Political Philosophy. MA:Blackwell Publishing.

[2] Erdoğan, Elif. ’’Demokrasi en kötü yönetim biçimi mi?.’’ Düşünbil. Y.y. Web.11 Mart 2018.

[3] Platon. Devlet. İş Bankası Kültür Yayınları, 2016. Baskı. s.484-511

[4] Churchill, 11 Kasım 1947’deki Avam Kamarası (House of Commons) konuşmasında bu sözlere yer vermiştir.

Görsel: https://judebphoto.wordpress.com/2016/05/01/dont-kill-democracy/