Avrupa Birliği’nin Ortak Ve Ulusüstü Göç Politikaları Ve Göç Tarihinin Lüksemburg’a Etkileri

AVRUPA BİRLİĞİ ÜLKELERİNİN ORTAK VE ULUSLAR ÜSTÜ

GÖÇ TARİHİ VE POLİTİKALARI VE BU POLİTİKALARIN LÜKSEMBURGA ETKİLERİ

 

GİRİŞ:

 

Dünya tarihi boyunca insanlar yeni ülke ve topraklara çeşitli sebeplerden dolayı göç etmek istemişlerdir ve göç edilen ülkelerde sınır tehdidi problemi ve göçmen sorunu sürekli yaşanmıştır. 20. yüzyılın başlangıcından itibaren 1. Ve 2. Dünya savaşı sonrasında meydana gelen yeni dünya düzeni ve özellikle Kuzey-Güney ve Doğu-Batı arasında oluşan ekonomik, sosyal açıklık giderek artmıştır. 20. Yüzyılın başından itibaren meydana gelen bu Kuzey-Güney ve Doğu-Batı arası uçurum doğal olarak Güneyden Kuzeye ve Doğudan Batıya doğru olan göç hareketini şiddetli bir şekilde hızlandırmıştır. Doğu ve Güney ülkelerinin genelinde olan siyasi baskılar, ekonomik tehditler ve işsizlik, eğitim imkanlarının Batı devletlerine nazaran geride kalması Doğudan Batıya doğru oluşan göçün temel sebepleridir. Avrupa ülkelerinin 2. Dünya savaşından sonra geçirdiği değişim ve evreler sadece sosyal ve ekonomik anlamda değil, demokratikleşme hareketleri de diğer ülkelerden göç için çekici bir unsur olmuştur. Meydana gelen bu gelişmeler sayesinde Avrupa devletleri artan bir şekilde diğer ülkelerden göç almaya başlamıştır. Avrupa devletlerinin bu göç akınına karşı entegrasyon ve kabul uygulamaları mevcuttu ve Avrupa devletlerinin birleşmesi ve ulus üstüleşmesi ile birlik olarak bu göçmenlere karşı ortak düzenlemeler oluşturulmuştur.

Bu çalışmada dünya üzerindeki göç tarihi ve göçün sebepleri, Avrupa devletlerine olan göçün ve bu göçmen akımına karşı Avrupa devletlerinin ortaya koydukları düzenlemeler, özellikle Lüksemburg’un mülteci ve göçmenlere karşı uyguladığı düzenlemeler, Lüksemburg’un mülteci ve göçmen politikası ve bu politikanın Lüksemburg’a getirileri ve götürüleri incelenecektir.

Göç konusu, 20. Yüzyıldan itibaren giderek hızlanmasıyla ulus devletlerinin gündemi haline gelmiştir. Yol açtığı ve meydana getirdiği sonuçlar açısından devletler ve vatandaşlar için büyük öneme sahiptir ve çok yönlü olarak değerlendirilmesi gereken bir konudur. Sadece göç eden ülke vatandaşları açısından değil göç alan ülke ve vatandaşları açısından da önemli bir konudur.

2.Dünya savaşı sonrası dünya düzeninde etkilenen emek ve sermaye piyasası, eğitim düzeyi, iş ve genç/çalışan nüfus talebi, toplumsal ve sosyal problemler, etnik ve dini çatışmalar, ayrımcılık gibi konular göçmenlik, sığınmacı ve mülteci sorununa sebep olan/hız veren konulardır. Avrupa’nın 2. Dünya savaşı sonrasında sosyal ve ekonomik olarak hızlı bir şekilde kalkınması ve demokratikleşme hareketlerine önem vermesi Avrupa devletlerini göçmenler ve mülteciler için cazibe noktası haline getirmiştir. 20. Yüzyılın başlarından itibaren emek ve istihdam ihtiyacını karşılamak için kontrollü bir şekilde göçmen alımı yapılırken, hızlı ve şiddetli bir şekilde göç hareketlerinin yaşanması, Avrupa devletleri için önemli bir sorun haline gelmiştir ve Avrupa devletlerini göçmen konusunda kendi düzenlemelerini yapmaya itmiştir.

Avrupa devletlerinin büyük sayılardaki göç ve mülteci hareketlerine hazır olmaması Avrupa devletleri ve vatandaşları için problem oluşturmuştur. Çok sayıdaki göçmeni ve mülteciyi koruyacak ve barındıracak yeteri kadar altyapıya sahip olunmaması Avrupa devletlerindeki toplumu olumsuz yönde etkilemiştir. [*]

Savaş sonrasında kaybedilen genç nüfus, Avrupa ekonomisi için ciddi sıkıntı oluşturmuştur ve Avrupa ülkeleri işsizlik açığını Güney ve Doğu ülkelerinden yaptığı göçmen kabulüyle karşılamak istemiştir. Diğer bir anlamda göçmenler savaş sonrası yeni Avrupa ekonomisi için düzenleyici bir güç olarak görülmüştür. [*] İngiltere, Hollanda, Fransa gibi ülkeler bu istihdam açığını kolonilerinden kabul ettiği göçmenlerle karşılamaya çalışmıştır. İtalya ve İspanya tarımsal işçi ihtiyacını aynı şekilde göçmenlerden sağlama politikası izlemiştir. Almanya ise özellikle Türkiye’den kabul ettiği misafir işçilerle işçi ihtiyacını karşılamaya çalışmıştır.

Lüksemburg ise 1839 yılında Hollanda’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiştir ve fakir bir tarım ülkesi konumundaydı. Ve 1840 ile 1870 yılları arasında yaklaşık 72.000 insan, yaklaşık olarak Lüksemburg nüfusunun 3’te 1’i Fransa ve Amerika’ya göç etmiştir. 1870’li yıllara gelindiğinde demir maden yataklarının (iron mineral deposit) keşfedilmesi Lüksemburg için çok önemli bir kazanım olmuştur. Ve devamında çok sayıda göçmen işçi demir madenleri için emek ve işçi talebini karşılamak için Lüksemburg’a göç etmiştir. 19. Yüzyılın sonlarında Almanya ve İtalya’dan da demir madenlerinde işçi ihtiyacını karşılamak için göçmen kabulü yapılmıştır. İlerleyen yıllarda Lüksemburg 1957’de Roma Anlaşmasını imzalayarak Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran 6 ülkeden birisi olacaktır. 1985 yılında da Schengen Anlaşmasını imzalayan ülkelerden birisi olacaktır.

Avrupa ülkelerine yabancı işçi göçü 1980’lere kadar sürekli artarak devam etmiştir. Yabancı işçi göçüne düzenlemeler/sınırlamalar koyularak bu artan oranın önüne engel koyulmuştur. 1990’lı yıllarından başından itibaren göç ve mülteci konusunda Avrupa ülkelerinin ikilem içinde kaldığı görülmektedir. Bir yandan Avrupa İnsan Hakları ve sözleşmesinin kabul edilmesi ve Kopenhag Kriterleri ile vurgulanan insan hakları ve demokratikleşme hareketleri, bir yandan ekonomi ve sınır güvenliği problemi, bir yandan milli egemenlik ve yükselen milliyetçilik değerleri Avrupa devletlerini göç ve mülteci politikalarında bir denge arayışına itmiştir. Bu bağlamda bu denge arayışı Avrupa devletlerini yeni gelecek olan göçmen sayılarında engellemeye gitmek için yeni düzenlemeler yapmaya ve bulunan göçmenlerin entegrasyonu konusunda çalışmalar yürütmeye itmiştir. Kısacası 20. Yüzyılın ortalarına kadar Avrupa devletleri için bir kurtuluş yolu olarak görülen göçmenler 20.yüzyılın sonlarına ve 21.yüzyılın başlarına doğru bir korku ve rahatsızlık yaratmaya başlamıştır. Bunun başlıca sebepleri ekonomik büyümede yavaşlama ve işsizlik oranlarındaki artış, yükselen milliyetçilik değerleri, güvenlik endişesi ve niteliksiz göçmenlerin kabul edilmesi gibi sebeplerdir.

Avrupa Birliği Anlaşmaları:

İkinci dünya savaşına kadar olan sürede Avrupa, ekonomik durgunluk, istikrarsızlık ve savaş gibi gerekçelerle Amerika kıtasına göç veren bir coğrafya ve bölge konumundaydı. 20. Yüzyılın ortalarında ise Avrupa göç alan bir coğrafyaya dönüşmüştür.

1951 yılında Lüksemburg, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Federal Almanya arasında imzalanan anlaşmayla kurulan Kömür ve Çelik topluluğu birliğin ekonomik temellerini oluşturmuştur. Ve 1957 yılında imzalanan Roma Anlaşmasıyla da birliğin siyasi birlikteliği sağlanmıştır. Bu imzalanan anlaşmaların bir sonucu olarak da birlik devletleri arasında ortak göç politikaları oluşturulma düşüncesi gelişmiştir. Avrupa Birliği’nin göç politikasının yasal dayanağı, 2007 yılında imzalanan Lizbon Antlaşmasıyla oluşturulan, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’da (Treaty on the Functioning of the European Union) Madde 79 ve Madde 80’dir.

1957 yılında imzalanan, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşması’nda ise göç politikası yoktu. Bunun yerine, sadece, yabancıların çalışmasıyla ilgili düzenlemeler yer almaktaydı. 1992 yılı, Maastricht Antlaşması’na gelinceye kadar, Avrupa Komisyonu’nun göç politikasının ortaklaştırılmasına dönük çabaları olmuştur. Bu çabalar, Maastricht Antlaşması’nda kısmen sonuç vermiştir ve Birliğin ortak çıkar konuları da bu antlaşmaya eklenmiştir. Göç politikası da bu konulardan biri olarak, Adalet ve İçişleri başlığı (Justice and Home Affairs) altında değerlendirilmiştir.

1990’lara kadar göç konusu tamamen ulusal bazda değerlendirilen bir konu iken sonrasında bu tablo değişmiş; adalet ve iç işlerine bağlı olarak göç konusu da bir ulusüstüleşme sürecine girmiştir. 1997 yılında Amsterdam Antlaşması ile göç politikası tamamen ortaklaşmıştır ve Birliğin tek başına söz hakkı elde ettiği alanlar olmuştur. Vize şartları, mültecilik kriterlerinin belirtilmesi gibi konular tamamen Birliğe bırakılırken; mülteci kabulü ve aile birleşimi gibi konular üye ülkelerin inisiyatifinde kalmıştır, yani göç ve iltica şartlarını Birlik belirlerken, bu başvuruların değerlendirmesini tamamen üye ülkelere bırakılmıştır.

Aynı yıl ayrıca Dublin Anlaşması da yürürlüğe girmiştir ve Birliğin ortak göç politikası güçlenmiştir. Bugün, Dublin Anlaşması’nın getirdiği en büyük yenilik, bir üçüncü ülke vatandaşının birden çok Birlik ülkesine iltica başvurusu yapmasının engellenmesidir. Dublin sistemi, iltica başvuru yapan kişiye sadece bir başvuru hakkı vermektedir. Bu kişi hangi ülkeye iltica başvurusu yaptıysa, o ülke tarafından kabul edilir veya reddedilir. Bu kişinin tekrar başka bir Birlik ülkesine başvuru yapma hakkı yoktur.

Bugün, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’da yer alan, göç politikasının yasal dayanağını oluşturan Madde 79’da Avrupa Birliği’nin görevi şu şekilde tanımlanmıştır; “Birlik, her aşamada, göç hareketlerinin etkin yönetimini, üye devletlerde yasalara uygun olarak ikamet eden üçüncü ülke uyruklarına adil muamelede bulunulmasını ve yasadışı göçün ve insan ticaretinin önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesi için daha sıkı tedbirler alınmasını sağlamak amacıyla, ortak bir göç politikası geliştirir.”

AB’nin dönüşüm sürecinin getirdiği ve oluşturduğu yapı, üye ülke vatandaşları arasında eşitlik arayışlarını geliştirmekte olduğu gibi üye devletlerin egemenliklerinin sınırlarını da azaltmaktadır. Aslında birlik ülkeleri diğer birlik ülke vatandaşlarının göç ve hareketliliklerine kolaylık sağlarken diğer üye olmayan ülke vatandaşlarına karşı kısıtlayıcı tedbirler uygulamıştır. Birlik üyesi ülke işçilerinin serbest dolaşımını teşvik edici esas Roma Antlaşmasının 48. maddesine (yeni 39. md) dayanmaktadır. Bu yaklaşım ile 1957 yılından beri üye ülke vatandaşlarının serbest dolaşımının gerçekleştirilmesi ve geliştirilmesine çalışılmaktadır. Temel amaç, yerleşme ve çalışma özgürlüğünün sağlanarak Birlik ülkelerinin sahip oldukları içsel emek potansiyelinden maksimum düzeyde yararlanabilmek yatmaktadır. [*]

1985 yılında Luxemburg’da imzalanan Schengen Anlaşması ile ortak bir göç politikasının oluşturulmasına ilişkin ilk temeller atılmıştır. Başlangıçta ülkeler egemenliklerine ilişkin hüküm doğuran işlemlerden vazgeçmeye yanaşmamalarına rağmen, bu sürecin hızla değişerek Topluluk kurumlarına yetkilerin devredildiği görülmektedir [*] (Apap, 2001: 2).

Schengen ile üye ülkeler arasında sınır kontrollerinin kaldırılması, harmonizasyonun tamamlanması ve dış sınır kontrollerinin güçlendirilmesi aşaması gerçekleştirilmiştir. Lüksemburg, Federal Almanya, Belçika, Hollanda ve Fransa’nın imzaladığı Schengen Anlaşmasıyla ülkelerin ortak sınır kontrollerini kaldırılması ve göçmen geçişine izin verilmesi amaçlanmıştır. Daha önceden düşünülen Ortak Avrupa veya Avrupa Birleşik Devletleri fikri için somut adımlar atılmıştır. Schengen Anlaşması ile birlik üyesi ülke vatandaşları için seyahat ve göç özgürlüğü sağlanırken üçüncü ülke ve vatandaşları için öteki kavramı oluşmuştur. Kısaca Schengen Anlaşması ile “içerdekiler” ve “dışardakiler” kavramı netleşmiştir. [*] (Dr.Ergün ÖZGÜR)

Birlik Ülkelerinin Göçmen Kabul İstatistikleri

Bu bölümde Jakub Marian tarafından hazırlanan ve Birleşmiş Milletlerin göç konusunda yaptığı istatistiksel çalışmalarına dayanarak Avrupa Birliğinin ortak göç politikalarının Lüksemburg’a etkileri tarıtışılacaktır.

Jakub Marian’ın yaptığı bu çalışmada, Avrupa Devletleri arasında göçmenlerin nüfusa oranları karşılaştırılmıştır. Lüksemburg %45’lik bir oranla listenin başında bulunuyor. %29.6 ile İsviçre ikinci, %18.5 ile İsveç üçüncü sırada.

Göçmenlerin gittikleri ülkeye en çok hangi ülkeden geldiklerine bakıldığında Lüksemburg nüfusunun büyük bir kısmının Portekiz’den geldiği görülmektedir. Ayrıca Lüksemburg’da yaşayan yabancıların %86’sı 28 Avrupa Birliği üye ülkelerden birinin vatandaşıdır. Bu da bize Schengen ve Amsterdam Anlaşmalarının Lüksemburg’un uygaladığı göç politikalarına nasıl bir etki ettiğini göstermektedir. Birlik üyesi ülkeler arası yapılan serbest dolaşım izinleri ve düzenlemeleri sonucunda Lüksemburg’da yaşayan yabancı nüfusun %36’sını Portekizliler, %15’ini Fransızlar oluşturmaktadır. Ülke içinde çok sayıda Fransız ve Portekizlinin yaşaması Lüksemburg içinde Fransızca ve Portekizcenin aktif bir şekilde kullanılmasına sebep olmuştur.

 

2010-2015 Yılları Arasında Göçmen Nüfusundaki Yüzdelik Değişim:

Yine Jakub Marian’ın raporuna göre ülkelerdeki göçmen oranıyla göçmen artışının en fazla yaşandığı ülkeler arasında bir paralellik görülmektedir. Yani toplam nüfusa oranla (%45) en fazla göçmenin yaşadığı ülke olan Lüksemburg, yine en fazla göç artışının (%13) yaşandığı ülke olmuştur.

Lüksemburg sınırları içinde yabancı doğum oranı sürekli artmaktadır. Ülke içindeki yeni doğan yabancı bebek oranı hemen hemen yeni doğumların %50’sini oluşturmaktadır.

immigration rate to lux.png

Nüfus ve İstihdam:

Avrupa Birliği içerisinde göçün ulusüstüleştirilmesine yönelik alınan politikalar ve düzenlemeler sonucunda 20. yüzyıl ortasından itibaren Lüksemburg içindeki istihdam artışı sürekli artmıştır. Son 10 yılda Belçika, Almanya ve Fransa’dan sınırlar arası gidip gelenlerin sayısı ikiye katlanmıştır. İstihdam artışı sürekli devam ederek 2012 yılında %64,1’e ulaşmıştır. Schengen Anlaşmasıyla sağlanan ortak sınır ve göçmen politikalarının sonucu olan istihdam ve ekonomik büyüme Lüksemburg’u bölgesinin en fazla GDP sahibi ülkesi yapan önemli etkenlerdendir.

Avrupa Birliği ülkelerinin almış oldukları ortak sınır ve ortak göç politikalarının Lüksemburg’a bir sonucu da çok dillilik ve çok kültürlülük olmuştur. Çok dillilik Lüksemburg içinde toplumun bütün kesimlerine etki eden bir gerçek olmuştur. Ülkenin anadili olan Lüksemburgca genel olarak iş yerleri ve resmi işlerde kullanılmaktadır. İkinci sırada Lüksemburg’da yaşayan yabancı nüfusun %36’sını Portekizliler oluşturduğu için Portekizce gelmektedir. Birlik üyesi Almanya ve Fransa’dan artan göç talebi Fransızca ve Almancanın da ülke içinde kullanılmasını yaygınlaştırmıştır.

nationality of lux

Yukarıdaki tablo, Lüksemburg içinde yaşayan yerli erkek-kadın nüfusunu ve yabancı nüfusu göstermektedir. 20. Yüzyılın başlarına kadar yerli nüfusa oranla neredeyse hiç göçmen nüfusu olmayan Lüksemburg, 20.yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa Birliği’nin ortak sınır ve göç politikaları sonucunda hızlı bir şekilde yabancı/göçmen nüfus artışı yaşamıştır ve günümüzde Lüksemburg nüfusunun yaklaşık yarısını göçmenler oluşturmaktadır.

Göçmenlerin Siyasi Hayata Katılımı:

MİPEX (Mülteci Entegrasyon Politikaları Endeksi) 2014 raporuna göre Lüksemburg 81 puanla Norveç’ten sonra göçmenlere en fazla siyasi hak veren 2. Ülke konumundadır. Son yıllarda oy kullanan yabancıların sayısında artış görülmektedir. SeSoPİ raporuna göre 1999 genel seçimlerinde oy kullanan yabancıların oranı %6 iken 2005 seçimlerinde bu oran 1 yabancıya karşılık 9 Lüksemburglu olmuştur.

Özet ve Sonuç:

Özetle, 20. Yüzyılın başından itibaren Avrupalı Devletlerin en önemli gündem konularından birisi olan göç ve mülteci problemi Avrupa Devletlerini göçmen ve mültecilik konularında ortak politikalar yürütmeye ve ortak düzenlemeler yapmaya itmiştir. 1. ve 2.Dünya Savaşı sonrası hızlanan Avrupa Birleşik Devletleri veya Avrupa Birliği adında ulus üstü yapı ve ortak pazar kurmayı hedefleyen Avrupa Devletleri, göç ve mülteci politikalarında da ortak ulus üstü bir yönetim anlayışı benimsemek düşüncesi geliştirmiştir. Yapılan Roma, Lizbon, Dubbin, Maastricth, Schengen ve Amsterdam anlaşmalarıyla bu kurulmak istenen ortak pazar ve ulus üstü yapı için somut adımlar atılmıştır.

Avrupa Birliğinin kurucu anlaşmalarına imza atarak birliğin kurulmasına öncü ülkelerden birisi olan Lüksemburg, Schengen Anlaşmasıyla ortak pazarın yanında göç politikalarının ortaklaşması ve sınır birlikteliğinin sağlanmasıyla Avrupa Devletleri arasında en fazla göçmen alan ülke konumuna gelmiştir. Ortak sınırın Schengen Anlaşmasıyla sağlanması Lüksemburg’a giden göçmenlerin %86’sının diğer Avrupa Birliği ülkelerinden olmasına sebep olmuştur. Ülke içindeki en yüksek göçmenler oranı Fransız, Portekizli ve Alman göçmenlerden oluşmaktadır. Uygulanan Avrupa Birliği politikaları ve özellikle Schengen Anlaşması ile Lüksemburg göçmenler için tam bir cazibe merkezi haline gelmiştir ve göçmenlere uygulanan başarılı entegrasyon politikalarıyla çok kültürlülüğün olduğu bir göçmenler ülkesi olmuştur.

 

 

 

KAYNAKLAR:

Supranationalisation of the Migration Policies in Europe and Transformation into a Security Issue: A New Phase in History of European Migration? ;  [Gökay ÖZERİM]

The Immigration Dilemma Of Enlarging European Union and Ageing Workforce ; [Dr. Ergün ÖZGÜR]

Avrupa Birliği’nin Göç Politikası; [Ayhan GENÇLER]

Avrupa Birliği Göç Politikalarının Gelişimi: Misafir İşçi Kabulünden Sığınmacı Akınına.; [Mustafa AYKAÇ, Umut YERTÜM]

Avrupa Birliği Göç Politikaları ve Göçmenlerin Sosyal Olarak İçerilmelerine Etkisi [Orhan KOÇAK, R. Demet GÜNDÜZ]

Avrupa Birliği’nin Sığınma Hukuku: Ortak Bir Sığınma Hukukunun Ortaya Çıkışı [Mehmet ÖZCAN]

ORMER, Mülteci Sorunu Çerçevesinde Avrupa Birliği-Türkiye İlişkileri, (1-5); [Deniz KARAKAŞ]

The Power That Forces The European Union To Change: Migration.; [Esra AKDOĞAN, Merve ATALAY]

Avrupa Birliği Ortak Göç Ve İnsan Güvenliği İkilemi (p.289-291); [Doç. Dr. Bezen Balamir ÇOŞKUN- Ece ÇİM]

MEPA News

Jakubmarian.com

Politico.eu, “Soon There Will Be No More Luxembourg” [by Zeke TURNER]

Migration Policy İnstitute; “Immigration In Luxembourg: New Challanges For Old Country [by Serge KOLLWELTER]

MIPEX (MIGRANT ENTEGRATION POLICY INDEX)