Demokrasi Düzleminde Elitist ve Popülist Bir Bakış Açısı

 

İnsanların bir arada yaşamaları ve tek bir dünyanın varoluşu ortak yaşam alanını beraberinde getiren en temel etmendir. Belirli bir ortamda oluşan insan kaynağının bir arada yaşaması günümüz siyasetinin en temel çıkış kaynağı yaratan nedenlerden biri olmaktadır. Bu ortamların varoluşu beraberinde birçok değerleri hayatımızda barındırmamız gerektirdiğinin temelidir. İnsan etmeninin bir arada yaşayışı siyaseti doğuran en temel etken olarak sorulması gereken en temel soru “bu siyaset nasıl oluşacak?” Bu temel bağlamda demokrasinin, yani halkın kendisi için kendisini yönetmesinin gelişimini ele alacağız.

Demokrasi’nin kökü “Demos” (halk, ahali) ve “Kratos” (egemenlik) anlamına gelen kelime köklerinden almaktadır. Temel anlamda tanımlamak gerekirsek ise demokrasi, Belirli bir toplumda yaşayan kesimlerin, o toplumun refahı ve yaşamı içi alınan kararlarda eşit bir şekilde söz sahibi olabilmesidir. Demokrasinin işleyişini ilk olarak Antik Yunan Demokrasi’si polisinde görülmektedir. Atina, tarihi bir olayla (Makedon işgali) sarsılarak (Demos’un Kratos’tan ayrılması ile) bireycilik (Helenistik) dönemine seyir izlemiştir. Demokrasi’nin konacağı bir sonraki yer ise Krallık, Cumhuriyet ve sonrası İmparatorluğuyla bilinen; aynı “Yunan Atina’sının Politikası” gibi seyir gören “hukukun membağı” olan Roma’da görülmektedir.

Demokrasi’nin Cumhuriyetle yönetimsel olarak egemenlik kazanması sistemli bir devlet yapısıyla oluşacağını dile getiren Romalı Cicero “Res publica, Res privata” (özel mülk, kamusal mülk) ayrımına gitmektedir. Bu ayrım ile birlikte kamusal mülkün temsili yurttaşlar olarak adlandırılmaktadır. Yurttaşların, halktan farklı olarak her iki tarafın kamusal olan ile özel olanın birbirlerine karşı sorumlulukları doğmasıyla sistemli bir yasaya dayatılarak iki tarafında korunması sağlanmıştır. yurttaşların özgürlüğünü cumhuriyet ile sağlanacağını dile getiren tarih ve politika biliminin temelini İtalyan Rönesans düşünürü Machiavelli, ilk kez cumhuriyetin ile monarşinin karşıtı olarak değinmektedir. Belirli bir devletin ve onun iktidarı için çatışan sınıfların arasındaki kavgayı her sınıfın kendi özgürlüğünü koruması için olduğunu göstererek, bu çatışmanın doğallığının dile getirmiştir.

Bu özgürlüğün korunması için gereken ilacı 17. yüzyıl felsefesinin en önde gelen rasyonalistlerinden biri olan Spinoza, devleti adalet ile bağdaştırarak hukukun dışında devlet olmadığını dile getirerek söylemektedir. Devlet içinde işleyişi ve idari yapı geliştiren Fransız politik düşünürü Montesquieu, devlet yönetiminin kuvvetler ayrılığına dayandığını belirterek günümüz siyasi yönetimini şekillendiren fikirleri ortaya sürmüştür.

Onun görüşlerine göre cumhuriyetin doğrudan demokrasi ile istikrarın sağlanamayacağı ve zaman faktörünün yetersizliği olarak görmesi, onu anayasal bir monarşinin oluşmasına destek vermesini doğurmuştur. Bu istikrarın halk ile paylaşımını devlet-birey arası sözleşme ile oluşacağını söyleyen Alman filozof Kant ise devletlerin sözleşme ile kurulduğunu bu toplumsal sözleşmenin tüm dünya çapına yayılmasıyla dünya federasyonu kurmasını hedeflemiştir. Bu sözleşmeyi yapanların çoğunluk olduğunu ve azınlığın hakların silinmesi olarak varsayan Fransız siyasi düşünür ve tarihçi Tocqueville’nin Demokrasi’nin çoğunluğun tiranlığı oluşturacağını, eşitliğin liyakat ve adaleti bozacağını değinmiştir.

Kısa bir siyasi tarihten sonra ise demokratik elit teorem fikir ağında, siyasi popülist teorem araması yapacağız. (Müslüman mahallesinde salyangoz satacağız.)

Elit kuram, belirli bir kesimin, belirli bir rasyonel olmayışla suçladığı Marx ve Weber’in toplumsal sınıfların ayrılmasında kültürel(göreceli), ekonomik ve temelinde siyasi olarak rasyonel ve ampirik olarak üst derecede olan topluluklara verilen unvandır yada artık burjuvazinin siyasi ve ekonomik paydaşlarının(Kral nakavt, sıra Halkta) “nakavt” etmesiyle birlikte tatminsizliklerinin derecesini kültürel boyuta taşıyarak yaşadıkları toplumsal ve siyasi hayatta yaşadıkları toprakların (tek bir dünyanın varolması kabulü ile) bir olması nedenli elindeki hakları “Liberallerimiz korkuyor, vatan elden gidiyor” dermişçesine ama asıl olarak rasyonelliği ve ihtiyaç duyulan yönetici sınıfı bulmak “Elitlik kaçınılmazdır” gerekçeleriyle “yönetici bir sınıf” ön görerek kurulan bir yapıdır.

Tunç kanunlarla yazılmış, “eşitsizlik oluşamaz, Oligarşi kaçınılamaz” tırnak içi kanun tırnağı kapat önemiyle kurulumu tamamlandı. Kurulumu tamamlanan Liberallerin çatısı altında olan elit teorem, siyasi yönetimde “Demokrasi büyürse elit yok olur” düşünceleri temelinde inşa ettikleri ve sundukları demokraside insanların bireylerinin özgürlüğünü düşündüklerinden daha rasyonel kararların alınmasıyla demokrasiye getirilen yeni imajlarla “sınırlı” hale bürütülen siyasalar, artık kimi seviyelerin öneminden çıkarak o kapital büyülerle süslenen dünyalarına daldırılan “Demos”un 1789’ da döktükleri kanların unutmaları için “Senlik bir şey yok” dercesine kurulmuş bir sistemdir.

Bu demokraside kurulan elitlerin bayağı ün kazanması ekonomik zenginlik sahibi olanların (Burjuvazi) hoşuna gitmesi sebebiyle hobi haline gelen bürokrasi artan elitler ile birlikte var olan demokraside elitler çatışması olarak sonuç verir. Yönetimin oluşmasıyla beraber bunun halkla bağını koparmak için oluşturulan demokrasinin ölçeği bi’hayli görünmez bir hale söz konusu olarak günümüz bürokratlarının ulaşılamaz bir konuma gelmeleri paralel olarak genişleme kat etmiştir. Bunun devamında oluşan rekabetin “Sınırlı Demokrasi” ile halkın sadece bu elitleri seçme imkânlarıyla oluşturulmuş olan bir ortamda seçmenlere “sizin yöneticiniz” ya da “yöneticinizi seçin” gibi süslü sözlerle oluşan elit çatışmaları demokrasi işliyor adı altıda pazarlayan bir ortam oluşmaktadır.

Yönetimin artık elitlerin rekabetini şiddetlenmesiyle birlikte oluşan elit tavizleri artık belirli bir fikirsel teorem oluşturacak bir boyuta gelerek Popülizm’i doğurmuştur. Popülizm ile yönetimin halk/nüfus taraflarında yukarılara, yükseklere, elitlere taşınması artık bu piyasada iş yapmaz ve rekabetlerle tekrardan Demokrasinin “Demos”a indirgenişiyle oluşmuştur.

Günümüz Türkiye’sinde ise “Milli İrade” sloganlarıyla belirli partilerin yapmış oldukları bu eylem tamamen siyasi propaganda hali almış bir perspektif olarak görmek, yukarıda belirtilen koşulları aşağıya indirmişçesine gösterip sistemi koruyan hatta gelişimini sağlayan bir hal almıştır.

İncelediğiniz ve okuduğunuz için teşekkürler.

Saygı ve sevgilerimle, esenlikle kalın efendim.


1-Yazının taslak ve tasarım süreci Demokrasi Kuramları* adlı dersin kaynakları ile  harmanlanmış ve yazılmış bulunulmaktadır.
2- Görsel Kaynağı “blogs.lse.ac.uk/politicsandpolicy” adresinden alınmıştır.