Totaliter Rejimlerin Sonu

“Güç yozlaştırır, mutlak güç tam çürümeyi getirir.” – Lord Acton (1887)

Totaliter rejimler özellikle 20.yy.da dünya tarihini etkilemiş, birçok savaşa, katliama ve yıkıma sebebiyet vermiştir. İnsanlık tarihinin belki de en acı, en utanç verici kararlarına ve uygulamalarına imza atmışlardır. İnsan hayatını, hak ve hürriyetleri hiçe saymıştır.

Totalitarizmin asıl kaynağı Roma’nın Cumhuriyet Dönemi’ne kadar gitmektedir. Kavram olarak ilk kullanılışı ise yine bu topraklarda olmuştur. “Yeni Roma İmparatorluğu” hayaliyle yola çıkan faşizmin kurucusu Benito Mussolini, 1922’de 40 bin faşistle Roma’ya yürüdükten sonra iktidarı ele geçirmiştir. Kurduğu bu yeni düzeni “totalitario” kavramını kullanarak tanımlamıştır. Ancak totaliter rejim kavramı sadece Mussolini’nin Faşist İtalya’sı, Hitler’in Nazi Almanyası ya da Franco’nun Falanjist İspanya’sı gibi genellikle aşırı sağ, milliyetçi ve ırkçı özellikler gösteren rejimler için kullanılmaz. Her ne kadar sosyalistler aksini iddia etse bile Sovyetler Birliği, Küba ve Komünist Çin gibi Marksist ideoloji ile yönetilmiş ve hala daha yönetilmekte olan devletler de totaliter rejimlerdir. Komünizm ve faşizm birbirini düşman olarak görüyor olsa bile kardeş ideolojilerdir. Hatta komünizm ve faşizm çift yumurta ikizleridir. Hem Marksist devletler hem de faşist devletler, totaliter olma konusunda birbiriyle başa baş bir yarış yapmışlardır. Tarihsel gerçekler ve istatistikler göstermektedir ki, Marksist rejimler insan öldürme, hakları ve özgürlükleri hiçe sayma konusunda faşistlerden daha amansızlardı. Sovyetler Birliği, Holdomor ile 8 milyon insanın açlıktan ölmesine ve Kırım Tatar Soykırımı ile 110 bine yakın insanın ölümüne, 423 bin kişinin ise vatanlarından sürgün edilmesine sebep olmuştur. Bunun dışında Gulag denilen toplama kamplarında resmi olmayan verilere göre 14 milyonun üstünde insanın, insanlık dışı muameleye maruz kalması, ağır şartlarda çalıştırılması ve bu kamplardaki insanların 5 milyona yakınının ölümünden sorumludur. Sovyetler Birliği birçok felakete sebebiyet vermiş olmasına rağmen tek değildi. Nazilerin fitilini ateşlediği 2.Dünya Savaşı milyonların ölümüne ve büyük bir yıkıma sebep oldu. Savaş süresince terör estiren Naziler 6-9 milyon Yahudi’nin, 2 milyona yakın Alman muhalifin toplama kamplarında öldürülmesinden sorumludur. Bütün bu yıkımın ardından savaşı kaybetmişler ve Hitler’in intiharının ardından teslim olmuşlardır. Geride ölüm ve acıdan başka hiçbir şey kalmamıştır. Hitler’in uçuk hayalleri en büyük yıkımı kendi halkına yaşatmış ve koca ülkenin bir harabeye dönmesine neden olmuştur. Aynı dönemde yaşayan ve Hitler ile Mussolini’den büyük destek gören Franco’nun İspanya İç Savaşı(1936-1939) sırasında ve sonrasında yaptıkları çok bilinmez. Birçok muhalifi kurşuna dizdirmiş, işkenceyle öldürtmüştür. İç savaş sırasında ele geçirdiği Cumhuriyetçi şehir ve köylerde, askerlerine katliam emri vermiştir. Bugün hala daha  İspanya’da iç savaş döneminden kalma toplu mezarlar ortaya çıkmaktadır. İspanya’nın dünyada en çok toplu mezar bulunan ülke olduğu düşünülmektedir. 1975’te ölümünün ardından bir dizi kaos dönemi yaşanmış olsa da onun yarattığı rejim de yok olmaktan kurtulamamıştır. Ancak Franco’nun İspanya’da yarattığı bölünmüşlük  günümüzde bile sürmektedir. Bask ve Katalan’a sorununun şiddetlenmesinin en büyük sebeplerinden biri Franco’nun politikalarıdır. Bunların yanında Pol Pot’un Kamboçya’da yaptığı katliamlar, Mao’nun Kültür Devrimi sırasında 30-40 milyon kişinin ölümünden sorumlu olması gibi örnekler verilebilir. Totaliter rejimler komünist ya da faşist ideolojiden olsun fark etmeksizin toplumu geliştirme, ilerletme ve zincirlerinden kurtarma gibi iddialar ile yola çıkmış, ancak varılan nokta bütün bunlardan farklı olmuştur. Totaliter rejimlerin yönettiği ülkeler savaş, açlık, ölüm ve kaos ile sürekli karşı karşıya kalmıştır. Tarihsel tecrübe bize göstermiştir ki, bireysel özgürlükleri hiçe sayan bir fikrin ve yönetim biçiminin başarılı olması mümkün değildir. Tek bir liderin ve tek bir partinin, yani tek bir sesin her konuda söz sahibi olması şüphesiz yıkım getirir, getirmiştir. Çünkü her şeyin tek bir ağıza baktığı bir ortamda hukuktan ve adaletten söz edilemez. İnsanlar kendileri için neyin iyi olduğunu doğal olarak onları hiç tanımamış olan birinden daha iyi bilirler. İnsanların kendileri için sağladıkları fayda en nihayetinde toplumun da faydasına olacaktır. Bunun bilincinde olan ve birey hak ve özgürlüklerini genişleten fikirler ve bu fikirleri takip eden devletler başarılı olup, mevcudiyetlerini sürdürebilmişlerdir. Bireyi, özgürlükleri, hukuku, hoşgörüyü, serbest piyasa ve özel mülkiyeti koruyan, bunlara öncelik veren rejimler refah seviyesi en yüksek ve en gelişmiş ülkeler olmuş, bunları tahrip eden rejimler ise yıkımın, acının, fakirliğin ve ölümün coğrafyası olmuştur.

İnsanlık tarihinin en kara dönemleri, totaliter rejimlerin hâkim olduğu yerlerde yaşanmıştır. Ancak zalimlikleri, yayılmacı politikaları ve özgürlüğe olan düşmanlıkları sebebiyle yok olmaktan kaçamamışlardır. Bireyci olmayan, ekonomiyi direkt olarak planlamaya çalışan ve toplum mühendisliğine soyunan her rejimin sonu başarısızlık olmuştur.

“Zorba bir yönetim aldatmaya dayanır, terörle sürdürülür ve sonunda mutlaka kendi içinde ürettiği zehir dolayısıyla telef olur gider.”Albert Einstein

 

Batuhan Samet Tezel

Yazar bu yazıyı eş zamanlı olarak ortaklık kurduğumuz http://www.gencliberal.com ‘da da yayınlamıştır. Tüm hakları yazarın kendisine aittir.