Coronavirüs Sonrası Üretim Alışkanlıkları

Aralık ayında Çin’in Wuhan kentinde yeni nesil Coronavirüsün görülmesiyle birlikte salgın tüm dünyada hızlı bir şekilde pandemi haline geldi ve küresel tedarik zinciri çok ciddi bir krizle karşılaştı. Salgının Çin’de görülmesiyle birlikte Çin’den ithal edilecek olan ara ve nihai ürünlerin tedarikinde yaşanacak problemlerin dünya ticaretinde ciddi bir arz ve üretim krizine yol açacağı endişesi yükseldi. Üretimde ve ithalatta Doğu-Asya ülkelerine, özellikle Çin ekonomisine olan bağımlılık bu endişelerin daha da artmasına sebep oldu. Virüsün Amerika ve Avrupa ülkelerine tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde yayılması ile birlikte ve Batı ülkelerinin salgın başlangıcında yetersiz stratejiler izlemesi sonucunda tüm dünyada sosyal ve ticari hayatı kısıtlayıcı önlemler alındı. Yurt içi ve yurt dışı uçuşların durdurulmasıyla birlikte turizm tüm dünyada durdu. Bu kısıtlamadan en çok etkilenen sektörlerin başında şüphesiz havayolu şirketleri ve otel zincirleri geliyor. Üretimin ve ticaretin durmasıyla birlikte gittikçe kötüleşen yatırımcı beklentilerine ABD Merkez Bankası FED’in aldığı acil faiz indirimi kararlarının yükselttiği panik havası ve petrol fiyatlarında yaşanan kriz de eklenince finans piyasaları tam anlamıyla serbest bir düşüş yaşadılar. Salgın öncesi OECD’nin %2,9 olan büyüme beklentisi salgın sonrasında %1,5 olarak revize edildi. 

Salgının tüm dünyayı etkileyen bir pandemi haline gelmesinde şüphesiz küreselleşmenin etkisi çok büyük. Ayrıca dünya ekonomisi ve üretiminin çok büyük oranda Doğu-Asya ülkelerine ve Çin’e bağımlı olması da itici bir faktör oldu. Çin, 5,3 trilyon dolarlık küresel ticaret hacmiyle dünyanın ihracat lideri konumunda ve ABD’den sonra Dünya’nın en büyük ikinci ekonomisi. 

Bu dönemde hayatımıza ve literatürümüze giren ve en çok merak edilip konuşulan kelime post-corona oldu ancak Coronavirüs sonrası hakkında somut tahminler yapabilmek için henüz çok erken. Yine de salgın sonrasında küresel ve ekonomik alanda dramatik ve radikal dönüşümler olması kaçınılmaz. Salgın sonrası dönemde çokuluslu şirketlerin yeniden bu derece bir arz şoku ve üretim kriziyle karşılaşmamak için yatırım ve üretim stratejilerini baştan aşağıya gözden geçirmeleri kaçınılmaz olmuştur. Bu bağlamda küresel tedarik zincirleri ve çokuluslu şirketler ekonomik bağımlılıklarını azaltmak amacıyla Çin’i dünyanın fabrikası olarak görmek alışkanlığından ve Çin’in “ben dünya için üretirim” stratejisinden vazgeçebilirler. Yani üretimdeki payın, bu zamana kadar beşeri ve üretim maliyetlerindeki gerekçeler sebebiyle dünyanın fabrikası olarak görülen Doğu-Asya ülkelerinden ve özellikle Çin’den, dünyanın farklı bölgelerinde bulunan ve çeşitli beşeri ve lojistik avantajlara sahip diğer gelişmekte olan ülkelere doğru kayması söz konusu olabilir. Bunun için ABD’de ucuz üretim maliyetleri ve ucuz işçi gücü sebebiyle Asya bölgesinde üretim yapmayı tercih eden şirketleri Amerika sınırlarına çekmek için yeni bir vergi indirimi söz konusu. Virüs salgınıyla birlikte toplumun her kesimi için ihtiyaç haline gelen vergi reformları ve indirimleri kaçınılmaz olarak üretici için de önemli bir ihtiyaç haline gelmiştir. 

Asya bölgesinde üretim yapmayı tercih eden üretici ve şirketleri başka bölgelere kaydırabilmenin ve üretim transferi yapabilmenin ciddi bir maliyeti olacaktır. Bu üretim transferinin gerçekleşmesini kolaylaştırmak için ve fabrikalarda düşük ücretli mavi yakalı çalışanlara olan ihtiyacı azaltmak amacıyla akıllı robotların kullanımı ve dijitalleşmenin önemli ölçüde yaygınlaşması beklenenden daha hızlı gerçekleşebilir. 

Ayrıca virüs salgını, çalışma koşullarında da ciddi değişimlerin önünü açtı. Yeni nesil teknolojiler sayesinde daha kolay hale gelen esnek çalışma saatleri ve evden çalışma modelleri daha hızlı bir şekilde yaygınlık kazanabilir ve bu modellerin kalıcı olmasının önü açılmış olabilir. Bu trendin özellikle hizmet sektöründe kendisini daha derinden hissettireceği tahmin ediliyor. Bununla birlikte bireylerin ve tüketicilerin turizm, hijyen ve sağlık alanlarına yönelik tüketim alışkanlıklarında da kalıcı değişimler gözlenmesi muhtemel. 

Sonuç olarak, yeni nesil Coronavirüs salgını ile birlikte küreselleşmesin ciddi bir şekilde darbe alacağını ve globalization kavramının yerini slowbalization kavramına bırakacağına yönelik düşünceler ve söylemler ağırlık kazanmakta. Bundan sonraki süreçte devletlerin ekonomideki paylarının artacağı ve tam anlamıyla serbest ekonomi modelinden ziyade yerel yönetimlerden genel yönetimlere kadar birçok ülkede sosyal devlet ve ekonomi anlayışının hakim olacağı düşüncesi ağırlık kazanıyor. Ayrıca devletlerin, ekonomideki ve üretimdeki bağımlılıklarını azaltmak amacıyla bundan sonraki süreçte kendi topraklarında üretim yapma politika ve stratejilerinde daha çok egemen olacakları ön görülüyor. Kısacası, ekonomik bağımlılıkların azaltılması ve üretimde tekelleşmenin önlenmesi için bütün yumurtaları aynı sepete koyma ve Asya ülkelerini dünyanın fabrikası olarak görme alışkanlığının yerini devletlerin kendi sınırları içinde üretim yapmayı teşvik edecekleri yeni bir anlayış ve dönemin hakim olması mümkün görülüyor.