Avrupa Birliği’nin Uluslararası Aktörlüğü Üzerine Değerlendirme

Avrupa Birliği, hukuki açıdan devlet değil bir uluslararası örgüttür. Bir devlet olmamasına rağmen, devlet gibi hareket edebilmektedir. Üye devletlerin egemenliklerinin belirli alanlarda devri ile oluşan bir havuz egemenliğine sahiptir. Fakat mutlak bir egemenliğinin olmamasından dolayı etkili ve etkin bir aktör olarak hareket edememektedir. Avrupa Birliği, bir uluslararası örgüte oranla daha çok alana etki eden, fakat mutlak bir egemenliği olmaması sebebiyle de bir devlete nazaran sınırlı bir hareket alanına sahip olan bir yapıdır.

 Avrupa Birliği’nin bir aktör olup olmadığını anlayabilmek için öncelikle aktörlük kavramının ne olduğunu ve aktör olmanın şartlarını açıklamak gerekir. Bir uluslararası aktörün en başat özelliği varlığıdır. Sadece var oluşu itibarıyla yarattığı bir etki olmalıdır. Bir uluslararası aktör, harekete geçme(eylem) iradesine sahip olmalı ve bu iradeyi kullanabilmelidir. Amaçlar doğrultusunda karar alabilmesi ve bu kararı eyleme dönüştürebilecek iradeye sahip olması gerekmektedir. Aktör kendi kararlarını kendi alabilmeli, yani otonom olmalıdır. Başkaları ile etkileşime geçebilmeli yani taraflarla akit yapabilmelidir. Aktör kavramı, benzer özellikler gösteren ajan(agent) kavramı ile karıştırılmamalıdır. Aktörler ajanlık özelliklerinin tümünü içinde barındırırlar; fakat her ajan, aktörün niteliklerine sahip değildir. Ajanlar harekete geçme, etki yaratma ve hareketlerinin sonuçları olması açısından aktörün taşıdığı bazı nitelikleri taşımaktadır. Fakat aktörler, ajanlardan farklı olarak meşru kuvvet kullanma tekeline sahiptir ve doğaçlama yapabilir. Ajanlar ise devletin içindeki bürokrasinin işlediği birimlerdir. Bu açıdan da karar alma yetkileri bulunmamaktadır.

  Açıklanması gereken diğer unsurlar devletin ve uluslararası örgütün ne olduğudur. Klasik tanımıyla devlet, bir toprak parçası üzerinde, şiddet kullanma tekeline sahip yapıdır. Bu bağlamda devlet sınırlara, hiyerarşisi olan merkezi bir hükümete ve karar alma mekanizmasına sahiptir. Ayrıca bir devleti diğer oluşumlardan ayıran en önemli özelliği iç ve dış egemenliğinin olmasıdır. Uluslararası örgütler ise bir alana ve amaca yönelik ortaya çıkmış oluşumlardır. NATO ve Avrupa Konseyi iyi birer uluslararası örgüt örneğidir. NATO, bir kolektif savunma örgütüdür ve etki alanı güvenlik politikaları üzerinedir. Güvenlik ve savunma alanında işbirliği ve ortaklık amacıyla kurulmuştur. Avrupa Konseyi ise insan hakları alanında çalışma yapmaktadır. Uluslararası örgütlerde amaç devletleri yakınlaştırmaktır. Kurumları belirli ve basit yapılıdır. Uluslararası örgütler karar alma sürecinde üye devletlerin oy birliği ya da konsensüsüne ihtiyaç duyarlar.

 Uluslararası hukuk açısından Avrupa Birliği bir uluslararası örgüttür. Ancak varlığı ve varlığının ortaya çıkardığı önemli etki sebebiyle, bir uluslararası örgütten daha fazlasıdır. Uluslararası örgüt sınırlı alanları kapsamaktadır; Avrupa Birliği’nin ise tarımdan ulaşıma kadar uzanan geniş bir politika alanı ve üretimde getirdiği standartlardan üyelik için belirlediği standartlara kadar geniş bir etki alanı vardır. Giderek kabiliyet kazanan askeri yapılanması ve karar alma açısından son derece komplex yapısı ile Avrupa Birliği, bir uluslararası örgüte kıyasla çok daha etkilidir. Fakat realist teoriye göre uluslararası aktör olmanın temel şartı devlet olmaktır. Avrupa Birliği bir devlet değildir. Devlet gibi hareket edebildiği durumlar vardır fakat bu onu tam manasıyla bir devlet yapmamaktadır. Örnek vermek gerekirse Avrupa Birliği’nin bir hükümeti(government) yoktur; yönetişimi(governance) vardır. Avrupa Birliği’nin, üyelerinin toprakları üzerinden belirli bir sınırı vardır. Ortak ticaret politikası ve gümrük tarifesi ile toprakları üzerinde bir etki bırakmaktadır. Fakat bu uygulamalar Avrupa Birliği’nin bir yönetimi olduğunu göstermez. Avrupa Birliği karar almada hem uluslarüstü hem de hükümetlerarası nitelikleri barındırmaktadır. Birçok farklı devleti içinde barındırdığından dolayı, özellikle Dış Politika gibi alanlarda karar alırken hükümetlerarasıdır. Bu açıdan tam manasıyla ortak bir Dış Politikası yoktur.

İçerisinde birçok devleti barındıran Avrupa Birliği enstrümanlarını, kabiliyetlerini etkili ve etkin kullanabilmesi ve ortak hareket edebilmesi halinde bir aktör gibi etki edebilmektedir. Hatta devletlerden daha etkili bir varlık dahi gösterebilir. Bir devletin diğerine yaptırımı ile, Avrupa Birliği’nin bütün olarak bir devlete yaptırımı arasında, etki açısından önemli farklar vardır. Ayrıca Lüksemburg ve Malta gibi küçük ülkeler tek başlarına etki edemezken Avrupa Birliği çatısı altında önemli bir etki yapabilmektedirler. Bu bağlamda Avrupa Birliği’nin egemenlikleri pekiştiren bir yönü de mevcuttur.

 Avrupa Birliği, Soğuk Savaş’ın ideolojik baskısı ve dehşet dengesi arasında sıkışıp kalmış ve bir aktör olarak ortaya çıkamamıştır. Soğuk Savaş’ın ortadan kalkması ve konjonktürün değişmesi ile beraber Avrupa Birliği’nin bir aktör olarak ortaya çıkması için fırsat doğmuştur. Aktör olmanın en önemli koşulu varlıktır. Avrupa Birliği bir devlet olmamasına rağmen sadece varlığı sebebiyle bir etki yaratmaktadır. Askeri ve silahlı bir gücü yoktur fakat sağladığı refah ve barış ortamından dolayı bir çekim gücü bulunmaktadır. Üye olmak veya bir anlaşma yapmak isteyen devletlere koyduğu şartlar sebebiyle de normatif bir güce sahiptir. Belki de hiçbir askeri gücün tam manasıyla başaramayacağı ölçüde değiştirici ve dönüştürücü bir etki bırakabilmektedir. Fakat belirtmek gerekir ki, Avrupa Birliği’nin bir bölgeye müdahale edememesi yani askeri varlık gösterememesi aktör olma durumunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanında Avrupa Birliği, bir güvenlik mantığı ile kurulmuştur. Temel savaş materyallerinin dağıtımında ortaklık ve savaşın önüne geçmek Avrupa Birliği’nin kuruluşundaki temel saiklerdendir. Sağladığı refah alanı ile etrafındaki devletleri kendine doğru çeken bir etki yaratmaktadır. Kopenhag Kriterleri ile bir şartlılık getirmektedir. Kendi içinde, birbirlerine karşı tehdit oluşturmayan ve savaşın olanaksız olduğu bir güvenlik toplumu oluşturmaktadır. Dış Politika açısından hükümetlerarası niteliğe rağmen, Avrupa Birliği ciddi çıktı üretmektedir. Bunun en önemli örneği Filistin yardımları ve Venedik Deklarasyonu’dur. Venedik Deklarasyonu ile Filistin-İsrail sorununda 1967 sınırlarına dönülmesi için ortak bir beyanda bulunulmuştur. Bu bağlamda Venedik Deklarasyonu, Avrupa Birliği’nin bir uluslararası aktör gibi hareket edebildiğini göstermektedir. Bütün bunlara rağmen Avrupa Birliği, kendisini hırslı ve tam bağımsız kararlar alan bir aktör olarak değil, daha yumuşak, sınırları ve üyeleri olan küresel bir oyuncu olarak betimlemektedir.

 Sonuç olarak Avrupa Birliği klasik anlamda bir aktör değildir. Uluslararası alanda ortak hareket edebildiği ve etki edebildiği durumlarda aktörlük özellikleri göstermektedir. Fakat Dış Politikadaki hükümetlerarası karar alma mekanizmasından dolayı, her konuda ortak hareket edememektedir. Bu yapısından dolayı tam manasıyla bir aktör olarak hareket kabiliyeti yoktur.  Buna karşın varlığından kaynaklanan bir etki ve çekim gücü bulunmakta ve etrafını etkileyebilmektedir. Bütün bu açılardan bakıldığında Avrupa Birliği, aynı uluslararası örgüt ile devlet arası bir konumda olması gibi, küresel bir oyuncudan daha fazlası fakat bir aktörden daha azıdır.

Batuhan Samet TEZEL