2- HAYAT ÖLÜM İLE YOK MU OLUR?

“Siyah ve Beyaz” Örneği

Temelde iki renk olan siyah ile beyaz birbirinin zıttı olarak kabul edilir.

Olma hali açısından baktığımızda siyah olgusu içerisinde “siyah olma” ve “beyaz olmama” durumunu barındırdığı gibi, beyaz olgusu da içerisinde “beyaz olma” ile “siyah olmama” durumunu barındırır.

Zahiri anlamda zıt olarak kabul edebileceğimiz bu iki olgunun birbirine en yakın olduğu noktada, üçüncü bir olgudan bahsedebiliyoruz ki o da “gri olgusu” dur.

Gri olgusunu olma hali anlamında statik bir çehrede tanımlayamıyoruz.

Misal

Mutlak bir siyahın yanına gri rengi koysanız, siyahın mutlak anlamda siyah olmasından ötürü gri renk beyazmış gibi görünmeye başlayacak. Temelde gri olan ama o anlığına beyazmış gibi görünen o renk içerisinde “beyaz olma” durumu ile “siyah olmama” durumunu barındırıyor olacak.

Tam tersi bir şekilde de mutlak bir beyazın yanına gri rengi koysanız, bu seferde beyazın mutlak beyaz olmasından ötürü yanına koyduğumuz gri renk siyahmış gibi görünmeye başlayacak. Temelde “gri” olan ama o anlığına siyahmış gibi görünen o renk içerisinde “siyah olma” durumu ile “beyaz olmama” durumunu barındırıyor olacak.

İşte iki olgununda mahiyetini -potansiyel olarak- içerisinde barındırabilen bir olgu, statik bir çehrede tanımlanamıyor.

Yani zahiri anlamda bir zıtlığın meydana gelebilmesi için iki olgunun da mutlak anlamda kendisi olarak var oluyor / kendisi olarak tanımlanabiliyor olması gerekir.

Siyah olgusu mutlak anlamda siyah olduğu sürece, mutlak anlamda beyaz olamaz. Diğer bir değişle mutlak siyah içerisinde hiçbir şekilde, mutlak olarak beyazın olma halini barındırmıyor / barındıramıyor. Aynı mantık beyaz olgusu içinde geçerlidir.

“Sıcak ve Soğuk / Gaz ve Katı” Örneği

Sıcak ve soğuk kavramları ısıya göre meydana gelen şeylerdir.

Klasik olarak su üzerinden düşünelim.

Suyun içerisinde barındırdığı ısının artma durumu o suyu önce ılık sonra da sıcak olarak tanımlamamıza sebebiyet veriyor. Her ne kadar sıcaklık ile soğukluk bir noktaya kadar görecelilik arz edebilse de bu durum sıcaklığın ya da soğukluğun ısıya göre meydana geldiği gerçeğini değiştirmez.

 Yukarıdaki örnekte mutlaklıktan bahsetmiştik. İşte burada da ısı mutlak noktasına yani mutlak anlamda “ısı olma” noktasına yaklaştıkça gaz olgusu meydana geliyor iken, aynı ısı mutlak anlamda “ısının olmama” durumuna yaklaştıkça bu sefer de karşımıza katı olgusu çıkıyor. Gri örneğindeki gibi ara noktada bulunan olguda burada sıvı oluyor. Sıvı olgusunda da aynı gri olgusundaki gibi statik bir çehre bulunamamaktadır.

Isının mutlak anlamda ısı olduğu yerde gaz olgusu karşımıza çıkmaktır dedik ki bu aynı zamanda gaz olgusu içerisinde mutlak anlamda “ısının olma halini” ve “ısısızlığın olmama durumunu “barındırıyor olması demek.

Katı olgusu da içerisinde mutlak anlamda “ısısızlığın olma” hali ile “ısının olmama” durumunu barındırmaktadır. İşte sıvı statik olarak ısının olma halini ya da olmama durumunu barındıramıyor. Sıvının içerisinde bulunan ısı, daimi anlamda bir azalış ile artış, oluş ve bozuluş halinde bulunduğundan o sıvı statik bir çehrede tanımlanamıyor.

Bu denge bozulduğunda ise sıvı olgusu mahiyetini yitirip gaz olgusu ya da katı olgusu olmaya doğru yol alıyor. Sıcak ve soğuk örneğinde de orta noktayı yani “oluş ve bozuluş” olgusunu sembolize eden kavram “ılıklık” dır.

Bu örnekte de zahiri anlamdaki “zıtlık” mutlak anlamda “olma halinde” olan ya da mutlak anlamda “kendin” olarak var olabilen iki olgu vasıtasıyla meydana gelebiliyor.

“Ses ve Sessizlik” ile “Ahlak ve Ahlaksızlık” Örneği

Kavramların anlamlarını göz önünde bulundurarak doğrudan sessizliği sesin duyulamayacak kadar az olduğu bir durum gibi tanımlayabiliriz.

Ahlaksızlık içinde ahlakın olmadığı, öldüğü, yaşanmadığı bir durumda meydana gelen ahlaki açıdan kabul edilemeyecek davranış biçimleri gibi bir tanımlama yapabiliriz.

Tabii burada olgusal açıdan ve olma hali perspektifinden değerlendirmemiz gerektiği için, sessizlik olgusu içerisinde “sesin olmama” durumunu barındıran ve mutlak anlamda sesin var olmadığı bir durumda meydana gelebilen bir olgudur, demek durumundayız.

Aynı şekilde ahlaksızlık olgusu da içerisinde “ahlakın olmama” durumunu barındıran mutlak anlamda ahlakın bulunmadığı ya da var olmadığı / olamadığı bir durumda meydana gelen bir olgudur.

 Şunu belirtmeliyiz ki;

Bu örneklerde yazdıklarımız bir bütün içerisinde bulunmak koşuluyla geçerlidir. Yani bir bütünde “ahlakın olmama” durumu o bütün içerisinde ahlaksızlık olgusunu görünür kılar. Aynı şekilde bir bütün içerisinde “sesin olmama” durumu o bütün içinde sessizlik olgusunun fark edilir kılar.

Bu örneklerde bahsedilen “zıtlığı” meydana getiren olgular, bir bütün içerisinde bulunuyorlar. Mesela sessizlik için kütüphane çok genel bir örnektir. Lakin bu kütüphane örneği içerisinde çok az sesi barındıran bir bütün olarak tanımlanabilir, içerisinde “sesin olmama” durumunu barındıran bir bütün olarak değil.

 Bu da aynı zamanda sesin hiç var olmadığı noktayı, yani mutlak anlamda “sesin olmama” durumunu algılayamayacağımız anlamına geliyor. Çünkü yaşantımızda sessizlik ile özdeşleştirdiğimiz her şey içerisinde çok az sesi barındıran bir bütündür, aslında.

Temelde bir şeyin olmama durumunun olduğu yer aynı zamanda hareketsizliğin de olduğu bir yerdir.

Hareket halinde olan, değişen ve dönüşen bizlerin bunu algılaması, gözlemlemesi veyahut fark etmesi olanaksızdır. Yalnızca bir görüntü görmemiz mevzubahistir.

Bu ihtimali belki ses ve sessizlik, Ahlak ile ahlaksızlık üzerinden anlayamasak da gezegenlere / yıldızlara bakarak bu olasılığı net bir şekilde idrak edebiliyoruz.

Kozmos da müşahede ettiğimiz gezegenler / yıldızlar –şu anda- o müşahede ettiğimiz şekliyle var olmamaktadırlar. Yani bizler var olmama noktasında olan bir şeyi görmüş oluyoruz. Az önce ne dedik, olmama durumunda olan hareketsizlik noktasında bulunan bir olgu olduğu için o şeyi algılamamız, gözlemlememiz veyahut fark etmemiz olanaksızdır. Yalnızca bir görüntü görmemiz mevzubahis.

 İşte gezegen / yıldız örneği ile o mevzubahis olan görüntüyü anlamamız mümkündür diye düşünüyoruz.

Yukarıda ne yazmıştık hatırlayalım;

Zahiri anlamda bir zıtlığın meydana gelebilmesi için iki olgununda mutlak anlamda kendisi olarak var oluyor / kendisi olarak tanımlanabiliyor olması gerekir.

İşte o iki olgunun bir tanesi “olma” halinde var oluyor iken zahiri anlamda zıttı hükmünde olan diğeri de “olmama” durumunda var oluyor.

Ahlak olgusu olma halinde bulunuyor iken ahlaksızlık olgusu da olmama durumunda bulunuyor.

Ses olgusu olma halinde iken sessizlik olgusu olmama durumunda bulunuyor.

Soğuk/sıcak örneğinde ise olma halinde olan şey ısıdır. Gaz olgusunda ısı olma halinde iken katı olgusunda da ısı olmama durumundadır.

Peki birbirinin zahiri anlamda zıttı hükmünde olan bu olgular nasıl yer değiştiriyorlar?

Yani olma halinde bulunan olgu olmama durumuna, Olmama durumunda bulunan olguda olma haline nasıl geçiyor?

Şimdi bu soruya cevap bulmak amacıyla insanı bir “bütün” anlamında ele alalım.

İnsan dediğimiz bu bütünde ahlak olgusu olma halinde, ahlaksızlık olgusu da olmama durumunda var oluyor diyelim.

Daha bir halk ağzı ile ifade edecek olur isek;

İnsan dediğimiz bu “bütün” ahlaklı olarak, ahlaklı biri olarak, içerisinde ahlaklı “olma halini” barındırarak var oluyor. Diğer bir değiş ile insan dediğimiz bu bütün, içerisinde ahlaksızlık barındırmadan, ahlaksızlığın olma durumunu bulundurmadan var oluyor.

Şimdi bu insan dediğimiz “bütün” yaşantı içinde statik olarak, her daim ahlaklılığı içerisinde barındırarak var olmaya devam edebilir mi?

Mesela ortada hiçbir kabul edilebilir mazeret yok iken gidip birine zarar verse. Durduk yere herhangi birinin malını çalsa ya da birbiri ile anlaşabilen iki bireyin ilişkisini bozsa. Çok net bir şekilde kadınlara saldırmış olsa.

 Yani gidip kötülük / ahlaksızlık yapsa o insan dediğimiz “bütün” yaşantı içinde ahlaklılığı barındırarak var olmaya devam etmesi mümkün müdür?

Net bir şekilde hayır diyebiliriz.

Dinamik olan yaşantı da insan dediğimiz bütünün bir olguyu içerisinde barındırarak var olabilmesi için eylemleri ile de onu muhafaza ediyor olması gerekir.

İşte insan dediğimiz “bütün” o kötülüğü yaptığı andan itibaren içerisinde barındırdığı ahlaklı “olma halini” yitirmeye başlar. Olma halinde olan ahlaklılık olmama durumuna geçmeye başladığı için olmama durumunda olan ahlaksızlık da olma haline doğru yol almaya başlar.

Yani olma halinde bulunan olgunun hareketi sayesinde, olmama durumunda bulunan olgu hareket haline geçebiliyor.

İşte, biri olma halinde olan diğeri de olmama durumunda bulunan zahiri anlamdaki bu iki zıt olgunun yer değiştirmesi ancak ve ancak olma halinde olan olgunun hareketi ile mümkündür.

Mesela “ses” ve “sessizlik” olgusuna bakalım.

 Farz-ı misal arkadaşınız yeni bir müzik seti almış olsun ve odasında size sevdiği bir müziği dinletmek aynı zamanda da müzik setini de göstermek amacıyla sizi odasına davet edip o sevdiği müziği dinletmeye başlasın. Şimdi bu arkadaşımızın müziğin sesini arttırmaya başladığını hayal edin.

Bu sesin artma durumu sayesinde biz de ses olgusunu yani oda içerisindeki sesin var olma durumunu daha şiddetli, daha net bir şekilde algılamaya başlarız. Bir süre bu şekilde müziği dinlediğimizi varsayalım ve ara ara da arkadaş müziğin sesini daha da arttırıyor olsun. Sonra bir anda odaya giren annesi bu duruma kızıp arkadaşı yan odaya çağırsın, bu nedenle de arkadaşımız müziği bir anda kapatıp annesi ile odadan çıkmış olsun.

 İşte tam bu noktada, biz müziği dinler iken ses olgusunu algıladığımız gibi o anda da -yani arkadaşın odadan çıktığı andan sonraki anda- sessizlik olgusunu algıladığımızı düşünürüz. Halbuki en başta arkadaş ile odaya girdiğimizde de bir müzik çalmıyordu. İşte arkadaşın annesi ile odadan çıktığı anda “sessizlik” olgusunu algıladığımızı düşünmemize sebebiyet veren şey, o andan bir önceki anda ses olgusunu algılıyor oluşumuzdur.

Yani ses olgusunu algılama durumumuz ortadan kalkınca, diğer bir değiş ile ses olgusu olmamama durumuna doğru harekete geçince sessizlik olgusu da olma haline doğru harekete geçiyor.

Birkaç dakika içinde arkadaşımız odaya geri dönüp dışarı çıkmaları gerektiğini söyleyerek eşyalarını toplamaya başlasın. Gerekli şeyleri çantasından koyduktan sonra da dışarıya gitmek için odadan çıkmış olsun.

Az önceki gibi odada yine kendi başımıza kalmamıza rağmen aynı şekilde sessizlik olgusunu algılayamıyor olacağız. Çünkü sessizlik olgusunu algılamamızı sağlayan şey bir önceki anda şiddetli bir şekilde ses olgusunu algılıyor oluşumuzdu.

İşte olmama durumunda bulunan “sessizlik olgusunu” algılanır kılan etmen, olma halinde bulunan “ses olgusunun” hareketi oluyor. Aynı ahlak olgusu ile ahlaksızlık olgusunda olduğu gibi.

Yukarıda da ne yazmıştık?

“Biri olma halinde olan diğeri de olmama durumunda bulunan zahiri anlamdaki bu iki zıt olgunun yer değiştirmesi ancak ve ancak olma halinde olan olgunun hareketi ile mümkündür.”

Buradan yazımızın konusuna, asıl mevzuya dönecek olur isek.

Hayat olgusu ile ölüm olgusu zahiri anlamda birbirinin zıttı hükmündedir demiştik.

Yukarıdaki örneklerde de gördüğümüz gibi zahiri anlamda zıt konumda olan olguların biri olma halinde iken diğeri de olmama durumunda bulunuyor. Ve olmama durumunda bulunanın hareketi olma halinde bulunan olguya göre meydana geliyor.

Kısacası “olmama” durumunda bulunan olgu, “olma” halinde bulunan olguya göre bağımlı bir şekilde var oluyor.

Dolayısıyla ölüm olgusunun hareketi tamamen hayat olgusunun hareketine göre şekilleniyor, diyebiliriz.

Bu da demek oluyor ki; hayat olgusu hareket haline geçmeden ölüm olgusunun yol alması, hareket etmesi, olma haline geçmesi olanaksızdır.

Bu olanaksızlık da ölüm olgusunun kendi başına, nevi şahsına münhasır bir şekilde hayat olgusuna doğru yol alma ihtimalini, hayat olgusuna temas edebilme ihtimalini, hayat olgusuna ulaşabilme ihtimalini ve de hayat olgusunu etkileyebilme ihtimalini %0 kılıyor.

Yani ölüm olgusunun hayat olgusunu değiştirebilme ihtimali %0’dır.

“Hayatın ölüm ile yok olması imkansızdır.”

Tam bu noktada, yazılanları pekiştirerek yazımızı daha da anlaşılır bir şekilde bitirebilmek açısından birkaç metafor ile son noktayı koymaya çalışalım.

Kulpsuz Çaydanlık yazdı. Devamı gelecek.

Dipnot*: “Oluş ve bozuluş” olgusu için verilebilecek muhtemel en güzel örnek;

“Rahim içerisinde bulunan cenin” dir.

Temel de hayat ve ölüm arasında bulunan “cenin” olgusu olma haline kadar daimi bir hareket halindedir. Rahim içerisinde canlı bir vücut olarak çıkabilmesi “olma halini” sembolize ediyor iken. Düşük olma durumu da bu olgunun “olmama durumuna” geçmesini ya da düşmesini sembolize etmektedir. Ara noktada bulunan örneklerde olduğu gibi (sıvı, gri vb.) “cenin” olgusu arasında bulunduğu iki olgunun da mahiyetini, nitelini içerisinde barındırmaktadır.

Dipnot**: Siyah ve beyaz örneğinde olma halinde bulunan olgu siyahtır. Olmama durumunda bulunan ise beyazdır. Çünkü olmama durumunda olan şey en ufak bir etkileşimde hüviyetini yitirir iken, olma halinde olan şey ise azalarak olmama durumunu meydana getirir.

Ses / sessizlik örneğinde ses azalarak sessizliğe doğru yol alıyor. Ama sessizlik ise en ufak bir ses karşısında sessizlik olma durumunu yitiriyor.

Ahlak / ahlaksızlık örneğinde ahlak yitirilerek, zamanla azalara ahlaksızlığa doğru yol alıyor. Ama ahlaksızlık ise en ufak bir ahlak karşısında fark edilme durumunu yitirip o en ufak ahlakı parlatan bir şeye dönüşüyor. Yani ahlaksızlık en ufak bir ahlak karşısında olmama durumuna geçip o en ufak ahlaka “olma halini” bırakmak zorunda kalıyor.

Örneğimize baktığımızda da beyaz en ufak bir etkileşimde beyaz olma durumunu kaybetmeye başlıyor. Siyah ise zamanla açık bir renge dönüşerek siyah olma durumunu yitiriyor. Dolayısı ile “olma” halinde olan siyah olgusu, “Olmama” durumunda bulunan ise beyaz olgusudur.

Buda aynı zamanda beyaz olgusunun, mutlak siyahsızlık olgusu olduğunun ispatıdır. Diğer bir değişle siyah mutlak anlamda siyah olma durumunu kaybettiği an yani olma halinden tamamen olmama durumuna geçtiği an meydana gelen olgu beyaz olgusudur. Yani beyaz siyaha bağımlı bir şekilde var olan bir olgudur. Aynı ahlak / ahlaksızlık, ses / sessizlik de olduğu gibi.